Çrş15082018

Son güncellemeÇrş, 12 Ara 2012 2pm

Ekonomi

Ekonomi

Yeşiller Partisi'nin ekonomi politikası hakkında 6 Temmuz 2010 tarihli Büyük Kongre'de kabul edilen karar aşağıda bulunabilir:

Çifte krize karşı Yeni Bir Düzen, Yeşil Bir Düzen!

YEŞİLLER PARTİSİ BÜYÜK KONGRE KARARI - 6 HAZİRAN 2010

Son açıklanan verilerde işsizliğin ülke genelinde %14,4 (3,5 milyon kişi), kentlerde ise %16,3’e  ulaştığını öğreniyoruz. Genç kesimde daha da vahim boyutlara ulaşan işsizlikle mücadele Yeşiller Partisi’nin ekonomik anlamda en öncelikli konusudur. Türkiye’de üretim artarken işsizliğin düşmüyor aksine artıyor olması manidardır ve hükümetin izlediği ekonomi politikalarıyla birebir alakalıdır. Vergi toplayıp gelirlerini arttıramayan devlet,  giderlerini kısarak, bunu da yasal bir kılıfa sokarak bütçeyi dengelemeyi seçiyor. Tüm dünya son krizle devleti yeniden keşfederken AKP hükümetinin devletin ekonomiye müdahale şansını bilerek ve isteyerek ortadan kaldırıp, “Mali Kural” gibi bütçeyi güya disiplin altına alma çabalarının anti-demokratik olduğu kadar krizlerden en önce ve en derinden etkilenen yoksul halk kesimlerinin hayatını daha da zorlaştıracağı açıktır. Maliye politikalarının vergileri ve devlet harcamalarını bütçe açığını belli bir düzeyde tutacak şekilde belirlenmesi kabul edilemez. Bir kural aranıyorsa onun ne olduğu bellidir: İşsizliği, yoksulluk sınırı altında yaşayan nüfusun toplam içindeki oranını an aza indirmek.

Kamu harcamaları, belediye hizmetleri özel sektör mantığı içinde ele alınamaz. AKP hükümeti, tersine, bununla övünç duymaktadır.  Eğitim ve sağlık gibi özel sektör mantığı içersine terk edilemeyecek bu iki önemli alanı yandaşlarını zenginleştirmenin bir yolu olarak görmekte, kamu yatırımlarını her geçen yıl düşürmektedir.  Yine, özellikle büyük metropol belediyelerinin ellerinde bulunan belediye şirketlerinin özelleştirilmelerini de anlamak mümkün değildir. İDO, İETT, İGDAŞ gibi oldukça karlı şirketlerin öncelikle fiyatlandırma politikalarını gözden geçirmeleri gerekmektedir. Bir başarı ölçütü ya da fiyatlandırma konusunda bir kural aranıyorsa, kamu hizmetinin kar güdüsüyle yapılamayacağı evrensel kabulüyle, bu kuralın sıfır kar olarak belirlenmesi gerekmektedir.

Hükümetin küresel finansal krizin olumsuz etkilerini hafifletmek adına attığı adımların beklenen faydayı sağlayamadığı işsizlik rakamlarıyla ortaya çıkmıştır. Özel sektör mantığı içinde oluşturulan politikalardan başka bir sonuç zaten beklenemezdi. Otomotiv sektörüne destek adı altında güçlü lobilerin baskısına boyun eğen hükümetin burada almaktan vazgeçtiği vergi gelirleri ile binlerce işsize iş bulmak olanaklıyken, hükümetin istihdama yönelik tek politikasının TOBB üyelerinden birer kişiyi işe almalarını bekliyor olması devlet ciddiyetine yakışmayan bir garip öneridir. Üretim artarken istihdam gerilemekte, ancak Türkiye’nin havası, suyu, toprağı da olanca hızla kirlenmektedir. Belli ki, bu hükümet döneminde Türkiye’nin küresel işbölümünde üzerine aldığı rol en kirli ve tehlikeli sanayileri ülkeye sokuşturmaktan başka bir şey değil. Harcanan milyarlarca dolarlık teşviğin, desteklemenin sonunda elimizde avucumuzda kalan daha da yoksullaşmış bir halk ve toprağı, havası, suyu kirlenmiş bir Türkiye.

Sistemi krize götüren kapitalizmin ta kendisidir ve kapitalist sistem ortadan kalkmadan bu çifte krizden çıkmanın bir yolu yoktur. Ancak zamanımız sınırlı, küresel ısınmanın döndürülemez noktaya gelmesine çok az zaman kalmışken iyi niyetli iyileştirme çabalarına destek olunmalıdır.

“Yeşil Yeni Düzen” adı altında sunulan politikalara da Yeşiller olarak bu açıdan bakmamız gerekmektedir. Evet, sorun sistemin özünde, bu tüketim ve üretim modelinin kendisinde. Ancak, bugün atacağımız birkaç adım ekolojik kıyamet öncesi hem bize zaman kazandıracak, hem de özlediğimiz dünyaya ulaştıracak yolu kısaltacaktır.  Yeşiller Partisi olarak, kimi kapitalistlerin elinde bir hakla ilişkiler unsuru, “yeşil göz boyamacılık” aracına indirgenmiş Yeşil Yeni Düzen kavramının içeriğini belirlemek ve bunu talep etmek zorundayız.

Yeşiller Partisi olarak son küresel ekonomik ve ekolojik krizle daha da artmış olan işsizliğe ve yoksulluğa çare olarak şu politikaları öneriyoruz:

1- Son derece anti-demokratik bir uygulama olan “Mali Kural” acilen yürürlükten kaldırılmalı, bütçe harcamaları için bir kural aranıyorsa bunun işsizliği ve yoksulluğu en aza indirmek olarak belirlenmesi gerekmektedir.

2- Tüm dünyada ekonomide kamu kesiminin payı artarken, özellikle belediye ve kamuya ait işletmelerin özelleştirilmelerinin iktisadi ve insani hiçbir mantığı yoktur. Kamu hizmetlerinin kar/zarar ekseninde belirlenmesine bir son verilmelidir. Kamu kesimi önemli bir istihdam kaynağıdır.

3- Bir yanda sayıları yüzbinleri bulan işsiz öğretmenler, bir yanda öğretmensiz okullar, kalabalık sınıflar. Durum sağlık sektöründe de farklı değil. Eğitim ve sağlık sektöründe açılacak yeni kadrolar sayesinde toplumun eğitim ve sağlık hizmetlerine erişimi kolaylaştırıldığı gibi nitelikli işgücünün istihdamı da sağlanmış olacaktır.

4- Türkiye’nin rüzgar ve güneş enerjisi potansiyeli ortadayken, tüm dünyanın terk ettiği, bu yönde adımlar attığı bir dönemde hükümetin yeniden alevlenen nükleer santral projesini anlamak mümkün değildir. Hükümet özendirecekse, daha güvenli, daha temiz ve yöre insanının yaşam standardını yükseltecek yenilenebilir enerji projelerini teşvik etmelidir. Bilimsel çalışmalar göstermiştir ki, birim maliyetle en fazla istihdam enerji kaynağı rüzgar ve güneş gibi yenilenebilir enerji kaynaklarıdır.

5- Enerjiye harcanan para ve enerji kullanımındaki verimsizlik gözönüne alındığında, enerji verimliliğine yönelik atılacak adımların aciliyeti ortadadır. Devlet, istihdamın yoğun olarak kullanıldığı ancak krizle beraber durgunluğa girmiş inşaat sektörüne ve konut sahiplerine vereceği destek ile bir taşla iki kuş vurma şansına sahiptir. Kamu binalarından başlayarak tüm binaların ısı yalıtımının belirli bir süre içerisinde yapılması zorunlu kılınarak hem işsize iş yaratacak hem de enerji verimliliğini artıracaktır.

6- Yine, deprem kuşağında yer alan bir ülke olarak Türkiye’de kamu binalarından başlayarak tüm binaların belirli bir süre sonunda depreme karşı güçlendirilmesi hem inşaat sektörüne ihtiyaç duyduğu desteği verecek hem de olası depremlerde can ve mal kaybını asgariye indirebilmeyi sağlayacaktır. 

7- Ülke tarımının geldiği nokta son derece yükselmiş et fiyatları ile ortadadır. “Doğrudan Gelir Desteği” ile tarımsal üretimi tasfiye eden hükümetten biran önce bu politikasını değiştirmesini talep ediyoruz. Küçük ölçekli, organik tarım hem ekolojik dengenin korunmasını, tarımda çalışanların gelirlerinin artmasını ve toplumun sağlıklı besinlere ulaşmasını sağlayacaktır. Bu konuda devlet, kamu kurumları ile devlet ve özel kesimdeki okulları, yurtları, hastaneleri vb. yasal zorunluluk olarak yemeklerinde organik tarım ürünleri kullanmalarını şart koşmalıdır. Yaratılan sürekli talep sonucunda arz da artacaktır.

8- Yerel ekonomiler güçlendirilmeli, ülke özellikle tarım konusunda kendine yeterli durumuna tekrar getirilmelidir. Kırsalda yaratıcı kooperatif tarzı örgütlenmeler eliyle ekolojik dengeyi gözeten üretim canlandırılmalı, kırsaldan kente zorunlu göçü tersine çevirecek projeler uygulanmalıdır.