Sal23102018

Son güncellemeÇrş, 12 Ara 2012 2pm

Anayasa Değişikliği

Anayasa Değişikliği

İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN


Yeşiller Partisi’nin TBMM'de Görüşülmekte Olan
Anayasa Değişiklikleri Hakkındaki Görüşü

23 Nisan 2010

Bu raporda, Yeşiller Partisi olarak, AKP Hükümeti'nin hazırladığı ve şu anda TBMM'de görüşülmekte olan Anayasa değişikliği paketi hakkındaki görüşlerimiz ve önerilerimiz yer almaktadır. Bu görüşler Parti Meclisi tarafından 18 Nisan 2010 tarihinde görüşülerek kabul edilmiştir.

 

Yeşiller Partisi olarak, Türkiye'nin 12 Eylül askeri cuntası tarafından hazırlanan ve yürülüğe giren  antidemokratik 1982 Anayasası'ndan en kısa zamanda kurtulmasını istiyoruz. Bu nedenle toplumun bütün kesimlerinin katılımıyla hazırlanan ve beklentilerine hitap eden, özgürlükçü, ekolojik ve sosyal adaletçi yeni bir Anayasa'ya kavuşması gerektiği görüşündeyiz. Bu yolda atılacak bütün adımları destekliyor ve sivil girişimlerin içinde yer alıyoruz.

Bu konudaki temel perspektifimiz yeni bir Anayasanın en baştan hazırlanmasının gerektiği olmakla birlikte, yeni bir Anayasa hazırlanmadan, 1982 Anayasasının içerdiği antidemokratik hükümlerin kısmen ya da tamamen temizlenmesi de reddedilecek bir yol değildir. Bu çerçevede, insani hak ve özgürlükleri, demokrasiyi, sosyal adaleti ve ekolojik dengeyi koruma ve geliştirme yönünde yapılan ya da yapılacak olan bütün Anayasa değişikliği önerilerini destekliyoruz.

Mevcut Anayasa değişikliği paketini de bu ilkeler çerçevesinde değerlendiriyor ve şartlı olarak destekliyoruz. Ancak bize göre bu paketin eksikler ve yanlışlarla dolu olduğunu ve referanduma gitmesi durumunda, paketin alacağı son biçimi tekrar değerlendirdikten sonra tutumumuzu yeniden belirleyeceğimizi de önemle vurgulamak istiyoruz.

Mevcut anayasa değişikliğindeki en önemli eksik, Meclis'teki bütün siyasi partiler tarafından ne yazık ki önemsiz bir ayrıntı olarak görülen ekolojik ilkelerin eksikliğidir. Oysa doğayla uyumlu bir yaşam için gerekli ilkeler ve doğanın ve tüm canlıların hakları anayasal olarak garanti altına alınmadıkça, içinde yaşadığımız bu yıkıcı, tahrip edici ve sürdürülemez sosyoekonomik sistem devam edecektir. Sürdürülebilir bir gelecek için yaşamı düzenleyen ekolojik ilkelerin göz önüne alınmadığı her Anayasa değişikliği eksik ve yetersizdir.

 

I. Anayasa Değişiklik Taslağında Olumlu Bulunan Unsurlar

 

I.A. Anayasa şikayeti kurumunun kısmen de olsa gelmesi olumludur.

Vatandaşların temel hak ve özgürlüklerine yönelik bir ihlalin olması durumunda başvurdukları yargı yollarından olumlu bir sonuç alamamaları halinde İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’ne (IHAM) başvurmaları kanunî bir yoldur. Ancak elbetteki ilke, ihlalin iç yargı yolları tarafından tespiti ve gerekli kararların alınması olmalıdır. Bu açıdan, temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilmesi halinde vatandaşların başvurabileceği iç yargı yollarına Anayasa Mahkemesi’nin de eklenmesi olumlu bir gelişmedir.

Bu konudaki tek çekincemiz, anayasa şikâyetine ancak İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’ndeki (İHAS) hakların ihlali halinde başvurulabiliyor olmasıdır. Temel hak ve özgürlükler yalnızca İHAS’da sayılanlardan ibaret değildir. Aksine, temel hak ve özgürlükler, söz konusu metinde sayılandan çok daha fazladır. Burada hükümetin, anayasa şikayeti kurumunu, vatandaşların İHAM’a başvurarak Türkiye’yi mahkum etmesinin önüne geçmek için kullanmayı amaçladığı çok açıktır. Anayasa Mahkemesi, İHAM’ın yerine geçecek ve böylece Türkiye tazminat ödemekten kurtulacaktır. Bu noktada da AKP hükümetinin temel hak ve özgürlükler rejimine ne kadar sığ bir seviyeden baktığı anlaşılmaktadır. Hükümet için, tazminat ödeme ihtimalimiz olan temel hak ve özgürlükler düzenleme yapmaya değerdir, diğerleriyse ihlal edilmeye devam edebilir. Nasılsa bunlar için tazminat ödetecek bir mekanizma bulunmamaktadır.

Yapılması gereken, taslak metindeki “İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi” ifadesinin çıkartılması ve anayasa şikayeti kurumunu herhangi bir temel hak ve özgürlüğü ihlal edilen her vatandaş tarafından kullanılabilmesidir.

I.B. Kamu denetçiligi kurumunun gelmesi olumludur.

Kökeni itibariyle “aracı adam” anlamına gelen “ombudsmanlık” kurumunun kamu denetçiliği adıyla Türk idare sistemine girmesi olumludur. Kamu hizmetlerinin yürütülüşündeki adaletsizlikler hakkında, konudan etkilenenlerden şikâyetleri almak, bu konularda araştırmalar yapmak ve sorunları çözmekle görevlendirilmiş, bu kamu otoritesinin bağımsızlığının sağlanması en önemli husustur.

Bu nedenle, Anayasada yapılacak bu olumlu gelişme, bütün erklerden tam bağımsızlığı sağlanacak bir kamu denetçisiyle devam ettirilmelidir. Kamu denetçisinin herhangi bir erke dolaylı da olsa bağımlılığı bütün kurumun anlamını ve işlevini ortadan kaldıracak ve kamuoyu nezdinde itibarını yok edecektir.

I.C. Yüksek yargı organlarına üye atamalarında yetki dağılmı ve kaynak çeşitliliği sağlanması ilke olarak olumludur.

Bugün çağdaş demokrasilerde de benimsendiği üzere, yüksek yargı organlarına üye atamalarında, yargı, yasama ve yürütmeye belli oranlarda yetki tanınması ilke olarak olumludur.

Ancak Türkiye'deki koşullar çerçevesinde yasama ve yürütmede tek bir partinin başat bir konumda yer aldığı göz önüne alınacak olursa, bu durumun ilerleyen dönemde yargının tarafsızlığı ve bağımsızlığı önünde bir engel teşkil edebileceği riski üzerinde dikkatle durmak gerekmektedir. Üstelik yapılan kapsamlı değişikliklere rağmen HSYK'da hala Adalet Bakanı'nın ve müsteşarının ağırlığını sürdürmesi büyük hatadır.

Bu durum, AKP hükümetinin bu konudaki önerisinin yargı ile arasındaki güncel çatışma hali karşısında verdiği bir savunma refleksi olarak değerlendirilmesini mümkün kılmaktadır.

Bu açıdan özellikle yasama ve yargının belirleyecekleri dışındaki adayların önerilmesinde nasıl bir yol izleneceği ve bu konuda kamuoyunun (parlemento dışı partilerin, STK'ların , üniversitelerin vb.) katılımının nasıl sağlanabileceği açıklığa kavuşturulmalıdır.

I.D. Geçici 15. maddenin kaldırılması olumludur.

12 Eylül 1980 darbesini gerçekleştirerek demokrasiyi ortadan kaldıran, yüzlerce kişinin öldüğü, binlerce kişinin işkence gördüğü bir sürecin sorumlusu darbeci generallerin ve onlarla işbirliği içindeki sivil sorumluların yargılanmasının önünde engel teşkil eden Anayasanın geçici 15. maddesinin kaldırılmasının istenmesi olumlu bir değişiklik önerisidir. Geçici 15. madde bir af maddesi olmadığı ve insanlığa karşı işlenmiş suçlarda zamanaşımı işlemediği için sorumluların yargılanmasının önündeki tek engel söz konusu geçici 15. maddedir. Bu madde kaldırılmalı ve 12 Eylül’ün ve sonrasındaki karanlık dönemin sorumluları yargılanmalıdır.

Geçici 15. maddenin kaldırılmasına ek olarak, askeri yönetim altında yaşanan insanlık dışı olayların aydınlatılması amacıyla Meclis bünyesinde bir “Yüzleşme Komisyonu” kurulmalıdır. Bu komisyona isteyen herkes kimliğini gizli tutma güvencesi altında bilgi ve belge sunabilmelidir. Komisyonun çalışmaları halka açık şekilde yürütülmelidir.

 

II. Anayasa Değişiklik Taslağındaki Sorun, Eksiklik ve Yanlışlıklar

 

II.A. Anayasa Taslağının Hazırlanış ve Referanduma Sunuş Şekliyle İlgili Sorunlar

II.A.1. Taslağın kapalı kapılar ardında hazırlanması demokratik açıdan yanlış olmuştur. Önümüzdeki süreçte taslak, en başından demokratik bir tartışma ortamında yeniden biçimlendirilmelidir.

Yeşiller Partisi olarak bize göre, Anayasa değişiklik taslağının kapalı kapılar ardında hazırlanmış olması yanlıştır. Anayasa, bir toplumun ortak sözleşmesidir. Benimsediğimiz doğrudan demokrasi ideali çerçevesinde her vatandaşın Anayasa’da imzası olduğunu; Anayasa metninin olabildiğince geniş bir vatandaş kitlesinin aklı ve vicdanınca benimsenip, meşruiyet kazanması  ve buna bağlı olarak onun değiştirilmesi için girişilen tartışma ve  çabalara da her vatandaşın serbestçe katılabilmesi gerektiğine inanıyoruz. 

Bu nedenle bizce taslağın hazırlık sürecine kamuoyunun olabildiğince geniş ve özgür bir tartışma süreci çerçevesinde katılımı engellenmek bir yana, bilakis teşvik edilmelidir. Bu durum, hem 1970’lerin sonundan bu yana yaşanan demokratik anayasa yazım sürecine daha uygundur, hem de Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi’nin 1991’de vermiş olduğu Marshall Kanada’ya karşı kararı uyarınca bir haktır.

Çağımızda artık, bir Anayasa taslağının içeriği kadar, hazırlanması süreci de önemlidir. Eğer halkın demokratik katılımı sağlanamadıysa, taslağın içeriği ne kadar iyi, demokratik, çağdaş, vb. olursa olsun, o anayasa yazım sürecine demokratik demek mümkün değildir.

AKP’nin kapalı kapılar ardında bir taslak hazırlayarak “bunu tartışalım” demesi aslında, “bu benim taslağım ve değişiklik olursa da bunun üzerinde olsun, dizginleri hep ben elimde tutayım” demektir. Son derece anti-demokratik, dayatmacı ve jakoben bu tavır, demokratik anayasayı değiştirme sürecini daha en başından sakatlamaktadır.

II.A.2. Mecliste ve referanduma sunulması halinde birbiriyle ilgisi olmayan maddelerin ayrı ayrı oylanması gerekir.

Önümüzdeki süreçte AKP hükümetinin TBMM'ye Anayasa değişiklik paketini yekpare olarak görüşüp, oylamayı dayatmaya çalışması ve özellikle de paketin referanduma sunulması halinde maddelerin topluca oylanması yanlış olacaktır.

Roma Hukuku’nda “bir kanun maddesinde birbiriyle ilgisi olmayan düzenlemelerin olması yasaktır” kuralı olarak ifade edilen ilke, günümüzde de Avrupa Birliği Venedik Komisyonu tarafından 2007’de kabul edilen Referandumların İyi Yönetimi Kodu’nun ilk bölümünün 3. başlığının 2. altbaşlığı altında “seçmenlerin iradesinin özgür olabilmesi için oylamaya sunulan maddeler arasında içsel bir bağ olmalıdır” şeklinde formüle edilmiştir. Bu bakımdan, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın "maddelerin ayrı ayrı oylanması referandum mantığına aykırıdır" sözü tam anlamıyla bir çarpıtma ve dezenformasyondur. Bilakis, referandum mantığına aykırı olan ilgisiz maddelerin birlikte oylanmasıdır.

Bir örnek vermek gerekirse, 1982 Anayasasının referandum oylamasında, hem Anayasa, hem Kenan Evren’in Cumhurbaşkanlığı, hem de siyasal yasaklar oylanmıştı. Referanduma katılanların %92’si evet yönünde oy kullanmış ancak kimin hangi düzenlemeye evet dediği anlaşılamamıştı. Nitekim bu nedenle 1982 Anayasası her zaman meşruiyeti sorgulanan bir Anayasa oldu. Aynı duruma bugün düşülmemesi gerekir.

II.B. Anayasa Taslağındaki Eksiklik ve Yanlışlıklar

II.B.1. 10. maddede kadınlara pozitif ayrımcılık ifadesinin açıkça yer almaması eksikliktir.

Türkiye’de kadınların kağıt üzerinde eşit  olmasına karşın uygulamada bu eşitlikten yararlanamadığı çok açık bir gerçekliktir. Bu anlamda, Anayasanın 10. maddesine kadınlara yönelik pozitif (olumlu) ayrımcılık getirilmesi için hukuksal zemin hazırlanması doğrudur. Ancak bunun, üstü kapalı, isteksiz cümlelerle ifade edilmesi sorunu ortadan kaldıramayacaktır.

Kadınların yalnızca kağıt üzerinde değil, gerçek hayatta da erkeklerle eşit olabilmesi ve siyasal, sosyal ve sivil hayata eşit şartlar altında dahil olabilmesi için yapılacak düzenlemenin açık ve net olmalı gerekmektedir.

II.B.2. Memurlara grev hakkı olmaksızın toplu sözleşme hakkı tanınması anlamsızdır.

Memurlara toplu sözleşme hakkının tanınması olumlu bir gelişmedir. Ancak bu hakkın grev hakkı tanınmadan verilmesi abesle iştigal etmek demektir. Zira, sonunda grev hakkı olmayan bir toplu sözleşme hakkı memurlardan, isteklerini kabul ettirmek için her türlü baskı unsurunu esirgemekle eş anlamlıdır. Sonunda grev hakkı olmadığını düşünen memur sendikaları, toplu sözleşme masasında dayatılan şartları kabul etmek zorunda kalacaktır.

Kaldı ki, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) Türkiye’nin de imza attığı 87 sayılı sözleşmesinde memurların toplu sözleşme ve grev hakkı olduğu belirtilmiştir. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin Erhan Karaçay’ın ve Tüm Belediye ve Yerel Yönetim Hizmetleri Emekçileri Sendikası’nın ayrı ayrı açmış olduğu davalarda verdiği kararlarında da memurlara toplu sözleşme ve grev hakkı verilmemesinin insan hakkı ihlali olduğu açıkça ifade edilmiştir. Anayasanın 90. maddesinin son fıkrası uyarınca hem ILO sözleşmesi, hem de İHAM kararları kanunlardan üstündür ve iç hukukumuzun parçasıdır.

AKP hükümetinin yapması gereken, memurlara temel hak ve özgürlüklerini tam olarak ve anayasal düzeyde vermesi ve böylece uluslararası sorumluluğunu da yerine getirmesidir.

II.B.3. Taslaktaki düzenlemeyle göre siyasi partilerin kapatılması rejiminde Parlamento içi partilerin hegemonyası oluşmaktadır. Parlamento dışı partiler tamamen güvencesiz hale gelmektedir.

Siyasal partilerin kapatılmasıyla ilgili taslak düzenleme, partilerin kapatılmasının zorlaştırılması açısından olumlu bir gelişmedir. Ne var ki, kapatılması zorlaştırılan sadece Meclis’te grubu bulunan siyasal partilerdir. Meclis’te grubu bulunan partilerin eşit sayıda üyeyle katılmasının öngörüldüğü komisyonda Meclis dışında kalan partilerin temsilcileri bulunamamakta ve bu nedenle hakkaniyete uygun olmayan bir durum yaratılmaktadır.

Siyasal partiler, demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıdır. Bu nedenle kapatılmaları en son çare olmalıdır. Bu konuda temel alınması gereken iki kriter, Venedik Komisyonu tarafından önerilen ve son olarak İHAM’ın Herri Batasuna kararında ifade etmiş olduğu gibi, partinin veya resmi organlarının şiddetle bağının olması ve partinin liberal demokrasiyi ortadan kaldırma ihtimalinin yakın ve somut bir tehlikeye dönüşmüş olmasıdır. Şiddete bulaşmadığı ve demokrasiyi ortadan kaldırmaya teşebbüs etmediği sürece siyasal partiler her şeyi savunabilmelidir. Eğer halkın desteğini alamazsa başarılı olamaz. Ancak halkın çoğunluğu tarafından desteklenmesi halinde de demokrasinin gereği olarak iktidara gelebilmeli ve icraatını gerçekleştirebilmelidir.

Bu nedenle parti kapatma konusunda sadece meclis denetimi getirilmesini yeterli bulmuyor, parti kapatma için Venedik kriterlerinin Anayasa'ya girmesi gerektiğini düşünüyoruz.

II.B.4. Taslakta Cumhurbaşkanının yetkilerinin azaltılmak yerine artırılması yönünde bir tercih dikkati çekmektedir. Bu demokrasi adına olumsuz bir tercihtir.

12 Eylül cunta rejimi, 1983’te “sivil rejime” geri dönerken, o günkü tercihleri doğrultusunda vesayetçi yapıyı güçlendirmek için Anayasada Cumhurbaşkanına olağanüstü geniş yetkiler tanımıştır. Hükümetin önerdiği taslakta ise bu antidemokratik vesayetçi tercihin sonlandırılması ve Cumhurbaşkanının yetkilerinin makul bir düzeye çekilmesi yerine, özellikle yargı üstündeki denetimini güçlendirecek şekilde artırılması yönünde bir eğilim dikkati çekmektedir.

Açıktır ki bu tercih yine AKP’nin yargı ile arasındaki çatışma çerçevesinde verdiği bir savunma refleksinin ürünü olarak görülebilir. Ancak uzun vadede yargı bağımsızlığı açısından ülke demokrasisine çok şey kaybettirecektir.

II.B.5. Cumhurbaşkanının tek başına yaptığı işlemlerin, Yüksek Askeri Şûra kararlarından ihraç kararları dışındakilerin ve Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kararlarından ilişik kesme kararları dışındakilerin yargısal denetime kapalı olmaya devam etmesi eksikliktir.

Anayasanın 125. maddesine göre idarenin her türlü işleminin denetlenebilmesi gerekir. Bu genel kurala istisna olarak getirilen Cumhurbaşkanının, YAŞ’ın ve HSYK’nın kararlarına karşı yargı yolunun kapalı olması, yıllardan beri hukukçular tarafından dile getirilen bir garabet ve hukuk devletinin önündeki en büyük engellerden biridir.

Cumhurbaşkanının tek başına yaptığı tüm işlemlerle YAŞ ve HSYK’nın tüm işlem ve kararlarına karşı yargı yolu açılmalıdır. YAŞ kararlarından sadece ihraç kararlarının, HSYK kararlarından da sadece ilişik kesme kararlarının yargı yoluna açılması, AKP iktidarının hukuk devleti ve demokrasi yolunda samimi olmadığının bir göstergesidir. Hükümet, yalnızca kendi tabanında tepki toplayan uygulamaları düzeltmekle yetinmeye çalışmakta, demokrasinin ve hukuk devletinin önünde engel teşkil eden kurumları aynen korumaktadır. Bu durum, ister istemez, anayasa değişiklik taslağına genel bakışı da olumsuz yönde etkilemektedir.

 

III. Anayasa Taslağında Yer Verilmeyen Değişiklik Talepleri

 

III.A. Temel Hak ve Özgürlüklerle İlgili Eksiklikler

III.A.1. 10. maddede cinsel yönelim ayrımcılığının yasaklanmaması eksikliktir.

Yıllardan beri devam eden nefret cinayetleri, travesti ve transseksüel bireylerin seks köleliğinden başka iş bulma imkânlarının olmaması, gey ve lezbiyen yurttaşların da ancak cinsel kimliklerini açıklamamaları halinde kabul görmeleri ülkemizin bir gerçeği olmuştur. Cinsel kimliği heteroseksüel olmayan tüm vatandaşlar bu ülkede yüzlerce yıldır ayrımcılığa maruz kalmakta, işten çıkartılmakta, dernekleri kapatılmaya çalışılmakta, gizlenmeye zorlanmakta, dövülmekte ve öldürülmektedir. Cinsel kimlik bir tercihin ötesinde, kişilikle özdeşleşen bir durum olduğundan dolayı lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transseksüel (LGBTT) bireyler kendi hayatlarını değil de, toplumun kendilerinden “beklediği” hayatı yaşamak zorunda kalmaktadır. Bu anlamda, en büyük ayrımcılıklardan birini LGBTT bireyler yaşamaktadır.

Ancak AKP hükümetinin anayasa değişiklik taslağında 10. maddede değişiklik öngörülmesine rağmen cinsel kimlik ayrımcılığı taslağa girememiştir. AKP, yıllardan beri hem LGBTT örgütlerinden hem de diğer siyasal ve sivil örgütlerden gelen çağrılara kulağını tıkamıştır. Bu, aynı zamanda, LGBTT bireylere yönelik nefret suçlarının desteklendiğini ve bu suçları işleyen katillerin bilerek cezalandırılmadığını ortaya koyan bir itiraftır.

Anayasada eşitliği düzenleyen ve ayrımcılık yasağı getiren 10. maddeye derhal cinsel kimlik ayrımcılığı da eklenmeli ve LGBTT bireylere yönelik ayrımcı politikalar derhal terk edilmelidir.

III.A.2. Vicdanî ret hakkının tanınmaması eksikliktir.

Azerbaycan ve Türkiye dışındaki tüm Avrupa Konseyi üyesi ülkelerde kabul edilmiş olan vicdanî ret hakkının, İHAM’ın Osman Murat Ülke kararına rağmen anayasa taslağında düzenlenmemiş olması anlaşılır değildir. İHAM’ın kararları Türkiye için bağlayıcıdır. Avrupa Konseyi her toplantısında Türkiye’ye askerlik hizmetinde yapması gereken düzenlemeyi sormakta ve Türkiye yıllardan beri Avrupa’yı oyalamaktadır.

1111 sayılı Askerlik Kanunu’nun düzenlemesi gereği Türkiye Cumhuriyeti her erkek vatandaşın askerlik yapması zorunludur. Anayasa'da yer almayan bu zorunluluk bir kanunla getirilmiş bulunmaktadır. Dolayısıyla, aslında Askerlik Kanunu’nda yapılacak bir düzenlemeyle vicdanî ret kurumu Türkiye’ye kazandırılabilir. Üstelik İHAM’ın kararlarının kanunlardan üstün olduğu gerçeği karşısında Anayasa taslağında vicdanî ret hakkını tanıyan ve kamu hizmetini düzenleyen bir maddeyle 1111 sayılı kanunun zorlayıcı etkisini kaybetmesi sağlanmalıdır.

III.B. Siyaset ve Yargıyla İlgili Eksiklikler

III.B.1.  %10 barajın kaldırılmaması eksikliktir.

Anayasa'da düzenlenmese bile, %10 seçim barajı demokrasinin önündeki en önemlki engellerden biridir ve Anayasa değişikliğiyle birlikte ele alınmalıdır. Dünyanın hiçbir yerinde olmayan bu yüksek baraj, nedeniyle “sivilleşme”, “demokratikleşme” söylevlerine rağmen ülkenin sivilleşmesini ve demokratikleşmesini sağlayacak partilerin önü tıkanmakta, sesleri kısılmaktadır.

Üstelik %10 barajlı d’Hondt sistemi istikrarsız bir sistemdir. Ülkeye, 2007 seçimlerinde olduğu gibi bazı seçimlerde tek partili bir iktidar getirebildiği gibi, 2002 seçimlerinde olduğu gibi seçmenlerin yarısına yakının iradesini Meclis dışında bırakarak meşruiyet krizine de yol açabilmektedir. Kaldı ki, 2002’den önceki seçimlerde de %10 baraj uygulaması olmasına rağmen ülke üçlü koalisyon bile görmüştür.

İstikrarsız bir sistem olmasının yanında %10 barajı, temsilde adaleti de sağlamaktan çok uzaktır. Hatta denebilir ki, önünde bir engeldir. Küçük partiler kadar, milyonlarca destekçisi olan büyük partiler de baraj nedeniyle parlamentoya girememekte ve seçmenlerin iradesi Meclis’e yansımamaktadır. Aksine, barajın üstündeki partiye bilerek ve isteyerek oy vermeyen seçmenin oyu, barajlı sistem nedeniyle o partiye sandalye sağlamaktadır. Bu, oy hırsızlığından başka bir şey değildir. Milletin iradesini ifade eden oyların çarpık bir şekilde Meclis’e yansıması milletin iradesini de çarpıtmaktadır. %10 baraj sayesinde aldığı oydan çok daha büyük bir oranla Meclis’te sandalyelere sahip olan AKP’nin daha sonra “ben millet iradesini temsil ediyorum” demesiyse parlamentarizm açısından acınacak bir durumdur.

Milletin iradesinin Meclis’e yansımasına engel olan %10 baraj derhal kaldırılmalı ve yerine barajsız ancak istikrarı da sağlayacak yeni bir seçim sistemi getirilmelidir. Ayrıca temsilde adalet anayasal güvence altına alınmalıdır.

III.B.2. Anayasal vatandaşlık tanımının getirilmemesi önemli bir eksikliktir.

Anayasa'nın 66. maddesindeki Türklük tanmımının değiştirilmemesi ve yıllardır üzerine vurgu yapılmasına, etnik kaynaklı çatışmaların önlenmesi ve çok kültürlülüğün garanti altına alınması için önemli bir anayasal mekanizma  olarak görülmesine rağmen “anayasal vatandaşlık” tanımının getirilmemesi önemli bir eksikliktir.

III.B.3. Memurlara yönelik siyasi engellemelerin kaldırılmaması önemli bir eksikliktir.

Anayasa değişikliği paketinde, 68. maddede yer alan kamu çalışanlarına yönelik siyasi parti üyesi olma yasağına dokunulmamaktadır. Çağdaş bir demokraside bu yasağın sürmesi kabul edilemez.

III.B.4. Merkezi-ulusal otoritenin yerel ve bölgesel düzeyde yetki dağılımı ile ademi merkezileştirilmesi konusunda bir madde önerisinini olmaması eksikliktir.

Bugün güncel olan demokratik açılım girişimlerinin önünü açabilecek önemli bir adım, yerel yönetimler ve/veya bölgesel idari oluşumlar aracılığıyla ulusal otoritenin adem-i merkezileştirilmesi olacaktır. Bu konuda bir öneri olmaması eksikliktir.

III.B.5. Yerel dillerin bireylerin kamu kurumlarıyla iletişiminde ve eğitim dili olarak kullanılabilmesi konusunda bir madde önerisi olmaması  eksikliktir.

Demokratik açılım bağlamında anlamlı olabilecek diğer bir husus günlük hayatında Türkçe dışında bir dil konuşan yerel toplulukların dillerini eğitim kurumlarında ve kamu kurumlarına yönelik başvuru ve taleplerinde kullanamamalarıdır. 

III.B.6. Yargı kararlarının uygulanmamasını önleyecek bir maddenin olmaması eksikliktir.

Yargı kararları herkesi bağlar. Bir başka deyişle, herkes yargı kararlarına uymak zorundadır. Ancak Türkiye’de, özellikle madencilik ve enerji sektörünün yargı kararlarına uymadığı sıklıkla gözlenmektedir. Bu durum, yargı erkini ve onun sağladığı güvenceleri anlamsızlaştırmaktadır. Zira, hakimlerin elinde, kararlarını uygulatmak için zorlayıcı herhangi bir mekanizma bulunmamaktadır. Hakimin verdiği kararı uygulama ve uygulatmak idarenin görevidir. Ancak, özellikle Bergama’da yapılan altın arama çalışmalarında ve şu anda Karadeniz Bölgesi’nde sürmekte olan hidroelektik santral, projelerinde idarenin yargı kararlarını uygulamayan şirketlere karşı etkisiz kaldığı ve hatta bazı vakalarda onları desteklediği bilinen bir gerçektir.

Yargı kararlarının uygulanmadığı bir ülkede hukuk devletinden söz edilemez. Anayasa ülkenin hukuk devleti olduğunun yazması, uygulamada bu durum hayata geçmiyorsa hiçbir şey ifade etmez. Bu nedenle, anayasa taslağında, yargı kararlarının uygulanmaması halinde vatandaşlara, yargı kararını uygulamayan idare görevlileri hakkında basit şekilde yargı yoluna gidebilmesi için hukuksal zemin oluşturacak düzenlemelere yer verilmelidir.

III. C. İnsani ve Doğal Ekoloji ile İlgili Eksiklikler

III.C.1. Ekolojik dengenin korunmasıyla ilgili bir maddenin hazırlanmamış olması eksikliktir.

Türkiye’de doğa, ekonomik liberalleşmenin artarak sürmesi nedeniyle her geçen gün daha fazla zarar görmektedir. Bizi yaşatan ekolojik denge bozulmakta ve bu dengesizlik bazı canlı ve bitki türlerinin yok olmasına; denizler, orman ve sulak alanlar gibi doğal zenginliklerin tahrip olmasına; geniş bir insan kitlesinin  kötü fiziksel ve sosyoekonomik yaşam koşullarında, açlık, kirlilik, yoksulluk ve hastalıklarla boğuşmasına; ve Hasankeyf gibi insanlığın binlerce yıllık kültürel miraslarının yok edilmesine neden olmaktadır.

Dünyada, ekolojinin korunması, iklim değişikliği ve baş gösteren doğal felaketler nedeniyle daha da önem kazanan bir gündem maddesine dönüşmüştür. Ekvador gibi bazı Latin Amerika ülkeleri anayasalarına ekolojinin korunmasıyla ilgili maddeler eklemiştir.

Anayasa, sadece insanların değil, toprak üzerindeki ve altındaki her canlıyı ve yapıyı koruması gereken bir belgedir. Çünkü onlar ve insanlar birbirine bağlıdır. Ekolojik dengede, doğanın diğer unsurları gibi bir unsur olduğumuzu unutmamalıyız. İşte bu yüzden anayasa, yalnızca insanların temel hak ve özgürlüklerini değil, diğer canlıların, bitkilerin ve toprağın da korunmasını sağlamalıdır.

III.C.2. Ölçüsüz kalkınmacı anlayışın terkedilmemesi eksikliktir.

Anayasanın 166. maddesi eski moda bir kalkınmacı anlayışı yansıtmaktadır. Oysa bugün ekonomik gerekler ne olursa olsun önceliğin toprağın, suyun ve doğanın korunması olduğu, gelecek kuşakların haklarının gözetilmesinin uluslararası sözleşmelere giren bir zorunluluk olduğu bir dönemde yaşıyoruz.

Bu nedenle 166. maddede olduğu gibi doğanın korunmasıyla olan bağlantısı tanımlanmadığı takdirde  son derece yıkıcı olabilen, ölçüsüz kalkınmacı anlayış terk edilmeli, Anayasanın ekonomik hükümleri yeniden ele alınarak doğanın ve yaşamın korunmasının ekonomik çıkarlardan sonra gelmediği anayasal bir hüküm haline getirilmelidir.