Skip to content
Program PDF Yazdır e-Posta

PDF DOSYASI OLARAK İNDİRMEK İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN 

YEŞİLLER PARTİSİ PROGRAMI

DURUM

Dünya

Küresel ekolojik sorunlar ve iklim değişikliği nedeniyle dünyanın geleceğinin tehdit altında olduğu, doğal yaşam alanlarının yok edildiği, neredeyse ekolojik yıkımdan nasibini almamış bir tek toprak parçasının kalmadığı dünyamız, giderek insanlar ve tüm canlılar için yaşanması daha güç, ama uğrunda mücadele edilmesi eskisinden çok daha zorunlu bir yer haline geliyor.

Ekolojik yıkımlara neden olan politikalar toplumsal yaşamda da geri dönüşsüz tahribatlara neden oluyor. Savaşın, yoksulluğun, açlığın, ayrımcılığın toplumsal eşitsizliklerin ve sadece insanı merkeze alan sistemlerin geride bırakıldığı bir dünya hayali her gün biraz daha ulaşılmazmış gibi görünüyor ve yerini bütün bu sorunların daha da derinleştiği küresel bir düzene bırakıyor.

Bu nedenlerle, Yeşiller’in küresel sermayenin küresel saldırılarına karşı sadece diğer ülkelerin yeşilleriyle değil, bütün sosyal hareketlerle birlikte alternatif bir küreselleşme için mücadele etmesi bir tercih değil, zorunluluk haline gelmiştir.

Bölgemiz

Türkiye’nin giderek daha da istikrarsızlaşan bir bölgede, savaş ve çatışma ortamının içine sokulduğu görülmektedir.

Ortadoğu’da, Kafkasya’da ve Orta Asya’da, petrol ve su kaynaklarının kontrol altına alınması için yaratılan savaşlar, Filistin, Irak ve Afganistan’ın işgal altında tutulması, ülkemizin de bu savaş ortamında politik ve ekonomik açıdan tehdit algısıyla yaşamasına neden olmaktadır. Nükleer silahlanma ve savaş tehlikesi soğuk savaş yıllarından sonra bir kez daha ve bölgemizde de ciddi bir risk oluşturmaya başlamıştır.

Askeri blokların değil, bölgesel işbirliği, dostluk ve barışın ön planda olduğu bir dünyaya olan gereksinim artmaktadır. Türkiye Yeşilleri’nin milliyetçi kalıpları kırarak gerek Avrupa’daki, gerekse bölgesindeki diğer yeşil partiler ve hareketlerle dayanışması, doğa, barış ve demokrasi için birlikte mücadele etmesi önemli bir sorumluluktur.

Türkiye

Küresel ekolojik, sosyal ve insani krizin en çok etkilediği ülkelerden biri olan, kuruluşundan bu yana demokrasi ve insan haklarının eksikliğini çekmiş, sosyal adaleti sağlayamamış, askeri müdahalelerin gölgesi altında yaşamış, toplumsal mücadelelerin şiddetle ezildiği ve otoriter geleneklerin hala egemen olduğu modern Türkiye’de, küreselleşmenin ağırlaştırdığı baskılar çok daha ağır hissediliyor. Bugün ülkemizin Avrupa Birliği adaylığı nedeniyle girdiği demokratik reform sürecinin, doğadan ve halktan yana bir demokrasi anlayışıyla bütünleşmediği sürece somut sonuçlar vermesi mümkün görünmüyor.

Küreselleşen dünya koşulları bizi çok daha çetin mücadelelere sürüklemektedir. Ülkemiz, küresel sermayenin kuralsızca yatırım yapabildiği, madencilikte ve enerji üretiminde doğanın sınırlarını tanımayan, Batı ülkelerinin uzaklaştığı ileri derecede kirletici sanayi tesislerinin, endüstriyel tarımın ve eski teknolojilerin çöplüğü olan bir ülke haline gelmektedir. Hükümetlerin ne pahasına olursa olsun kalkınmacı politikaları ve yandaşlarına rant dağıtmayı öncelik olarak görmeleri ve bu yolda yargı kararlarını bile uygulamamaları, bu doğa talanını en üst düzeye çıkarmıştır.

Öte yandan 1960’lı yıllarda kazanılmış bütün sosyal haklar, sağlık hakkı, sosyal güvence ve işçi hakları başta olmak üzere tahrip edilmektedir. Kadınlar, yasal düzlemde kazandıkları bütün haklara rağmen, muhafazakar toplumsal yaşamın baskısı altında yaşamaya bugün daha fazla zorlanmaktadır. Ekolojik, sosyal hakların korunduğu ve geliştirildiği, kadınların özgürleşmesini savunan, eşitlikçi ve özgürleştirici politikalara olan gereksinim giderek artmaktadır.

Son yıllarda önemi artan sivil toplum hareketlerinin de kötüye kullanılmasının önlenmesi; ekolojiden, insan haklarından, sosyal haklardan ve demokrasiden yana sivil toplum hareketleriyle kader ortaklığı yapılması, gücünü sivil toplumdan alan siyasi bir hareket olan Yeşiller için büyük önem taşımaktadır.

Yeni seçenek, doğru seçenek, Yeşiller

Tüm insanlığı endüstriyalizmin yıkıcı, dışlayıcı ve yabancılaştırıcı kalıplarına hapseden, ülkemizi de avucunun içine alan küresel ekonomik sistemin dışında radikal ve kapsamlı bir alternatifin zamanı gelmiş bulunuyor.

Küresel ekolojik yıkımın bir öngörü olmaktan çıktığı, iklim değişikliğinin tahrip edici sonuçlarının doğrudan yaşandığı, çılgınlığa varan tüketim kültürünün tüm dünyayı ele geçirdiği, genlerimizin bile kontrol altına alınmaya çalışıldığı, nükleer tehlikenin sürdüğü, savaşın ve şiddetin giderek arttığı bir dönemde ekoloji ve çevre mücadelelerinden, nükleer karşıtı hareketlerden, eşitlik, adalet ve özgürlük isteyen kuşaklardan, teslim olmayı reddeden kadın hareketlerinden ve savaş karşıtlığının dinamizminden doğan yeşil politik hareket, özlenen alternatifi yaratabilmek için mücadele verecektir.

Gelişen koşullara göre periyodik olarak gözden geçirilerek yenilenecek olan bu program metni, Yeşiller'in güncel politikaları için bir rehber niteliği taşımaktadır.

 

1. BÖLÜM –

DEMOKRATİK, BARIŞÇI VE SİVİL BİR TOPLUMA DOĞRU

ANAYASA

Yeni bir başlangıç, yeni bir anayasa

Türkiye’de toplumun demokratik bir biçimde yapılanabilmesi için öncelikle 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ürünü olan ve hiçbir zaman toplumsal sözleşme niteliği taşımayan 1982 Anayasası’nın yürürlükten kaldırılması ve yeni ve demokratik bir Anayasa yapılması gerekmektedir.

Öncelikle yeni anayasa, siyasal yaşamın hukuki çerçevesini çizen, sosyal grupların ve sınıfların demokratik ve siyasi mücadelesinde temel kurumları ve kuralları belirleyen kısa bir belge olmalıdır. Anayasa ırkçı, militarist, daraltıcı ve anti toplumcu ideolojik metinler içermemelidir.

Yeni Anayasa, devlet karşısında bireyin sorumluluklarını tanımlamak yerine, birey karşısında devletin sorumluluklarını tanımlamalı, insan hak ve özgürlüklerini, demokratik yapılanmayı, ekolojik dengeyi ön planda tutan, yurttaşlar arasında her anlamda ayrımcılığı yasaklayan bir belge olmalıdır.

Darbelerin aklandığı değil, yasaklandığı bir anayasa

Hangi koşullar altında olursa olsun, her türlü hükümet darbesi, askeri müdahale, muhtıra ve girişimin Anayasa’ya aykırı olduğunun ve suç teşkil ettiğinin altı çizilmelidir. Askeri darbe rejimlerinin tasarrufları için yargı yolunu kapayan bütün hükümler iptal edilmelidir.

Yürütmenin, özellikle Cumhurbaşkanı’nın ve ordunun yargı ve parlamento denetimi dışı bırakılan tasarruflarına son verilmeli, parlamento güçlendirilerek, yargı tamamen bağımsız olmalıdır.

Özellikle Anayasa’nın, vesayetçi, otoriter, devletçi ve askeri eğilimlerden tamamen arındırılması gereklidir. Anayasa, ekolojik, sosyal, çoğulcu, paylaşımcı bir toplumu hedeflemeli; kültürel, dinsel, etnik ve cinsel farklılıklar tanınmalıdır.

Özgür bir yaşam için, özgürlükleri sınırlamayan bir anayasa

Anayasada, kişinin özgürlük ve haklarının korunması, genişletilmesi ve güvencelere bağlanması gereklidir. Kişi özgürlük ve hakları asla devlet yararına sınırlandırılamaz. Özellikle bütün canlıların yaşama, koruma ve varlığını geliştirme hakkına sahip olduğu, hiç bir canlıya eziyet, kötü muamele, işkence yapılamayacağı metne geçirilmelidir.

Devletin ve bireylerin, bireyin özel yaşamına, gizliliğine, konut dokunulmazlığına, haberleşme özgürlüğüne, haberleşmenin gizliliğine, yerleşme ve seyahat, din ve inanç özgürlüğüne saygı göstermek ve korumak yükümlülüğünde olduğu belirtilmelidir. Hak ve özgürlüklerin milli güvenlik, genel ahlak gibi nedenlerle asla kısıtlanmayacağı, mülkiyet hakkının toplum yararına aykırı olamayacağı, ekolojik dengenin ön planda gözetileceği belirtilmelidir.

Doğal, bağımsız yargı ilkesi, idarenin eylemlerinin ve işlemlerinin yargı denetiminden geçmesi gerektiği gözetilmelidir. Devleti toplumun üzerinde gören anlayış anayasadan tamamen ayıklanmalıdır, devletin kişilere ve topluluklara karşı ödevleri ve hizmet zorunluluğu vurgulanmalıdır.

Siyasi hak ve özgürlükler konusunda, çoğulculuğu, katılımı kısıtlayan hükümler kaldırılmalıdır. Siyasi partilerin, sendikaların, derneklerin, üyelik, kuruluş, program ve faaliyetlerini sınırlayan ve idarenin denetimine tabi tutan maddeler çıkarılmalıdır.

Yerel yönetimler güçlendirilmeli, geleneksel, merkezi ve otoriter idari devletçilikten uzaklaşılmalıdır.

Yurttaş anayasası için işbirliği

Yeşiller, yurttaşı suçlu ve tehlikeli gören, yasaklamalar ve baskılardan oluşan bir belgenin değil, yasal ve meşru zeminini vatandaştan alan, şiddetten arındırılmış, demokrasi, hak ve özgürlüklerin güvence belgesi olarak tüm toplumsal kesimlerce üzerinde mutabık olunan bir anayasanın oluşturulması için tüm toplumsal kesimlerle işbirliği yapar.

YÖNETİMDE GERÇEK GÜÇLER AYRILIĞI

Devlet yeniden yapılandırılmalıdır

Yeşiller Türkiye'nin var olan devlet yapısının güçler ayrılığı ilkesine uygun olarak yeniden yapılandırılması gerektiğini savunur.

Adil temsili kısıtlayan değil, güvence altına alan seçim sistemi

Seçim, yönetimin mutlaklığını değil değişebilirliğini ve demokratikliğini sağlamak için yapılır. Barajların varlığı siyasal alana katılımı sınırlandıran, temsilde adaleti zedeleyen, siyasal alanda fikirlerin serbest dolaşımını kısıtlayan bir düzenlemedir. Bu nedenle Yeşiller seçime katılan her görüşün, aldığı oy oranında temsil edildiği bir seçim sisteminin daha demokratik olduğunu savunur ve bunun için mücadele eder. Halkın iradesinin meclise yansımasını engelleyen seçim barajlarının ve seçime girebilmek için siyasi partilere getirilen caydırıcı örgütlenme koşullarının kaldırılmasını savunur.

Yeşiller, siyasi görüşler arasında diyalog zeminlerinin geliştirilmesini ve seçim yasasının koalisyonlara ve ittifaklara olanak tanıyacak şekilde düzenlenmesini savunur.

Yeşiller, yurttaşların siyasete katılımlarının özendirilmesini ve yaşamın siyasallaşmasını savunur. Siyasette halkın denetimi artırılmalı, seçilmişlerin geri çağırılabilmesi olanağı sağlanmalıdır.

Yeşiller, siyasi partileri, liderler sultasına dönüştüren siyasi partiler yasasının, şeffaflık, değişebilirlik, geri çağırabilme ilkelerini içerecek şekilde değiştirilmesini savunur.

Siyasi partilerin seçim harcamaları ve kaynakları görülebilir ve denetlenebilir olmalıdır.

Yeşiller, siyasi partilerin üyelerinin özgür iradesi üzerinde tahakküm kurmamasını, seçimlerde kendisine oy vermesini zorunlu tutmamasını savunur.

Yeşiller, seçme yeterliliğini seçilme yeterliliği olarak görür, seçilme yaşının 18'e indirilmesi için uğraş verir. Yerel seçimlerde seçme yaşı 16 olmalıdır.

Dokunulmazlıklar sınırlandırılmalıdır

Yeşiller, ifade özgürlüğünün bir parçası olan kürsü dokunulmazlığı haricindeki tüm dokunulmazlıkların kaldırılmasını savunur.

Yeşiller, cumhurbaşkanının yüksek öğretim ve yargı üzerindeki seçme yetkilerinin kaldırılmasını ve genel olarak cumhurbaşkanı yetkilerinin sınırlandırılmasını savunur.

Ordu ve MGK

Askeri birliklerin sayısı azaltılmalı, orduya ayrılan kaynaklar eğitim ve sağlık gibi sosyal alanlara ve neden oldukları ekolojik sorunların çözülmesi için yapılacak yatırımlara kaydırılmaldır. Silahlanma harcamalarına son verilmeli, savunma harcamaları demokratik kontrol altında sivil denetime tabi olmalıdır. Askeri personel tüm kamu personeli ile aynı haklara sahip olmalı ve zorunlu askerlik uygulaması kaldırılmalıdır.

Yeşillere göre, sorunlara çözüm için askeri müdahaleyi gerekli gören anlayışın bir kurumu olan Milli Güvenlik Kurulu kaldırılmalıdır.

Yönetimde toplum katılımı

Yeşiller, ekonomik, toplumsal, kültürel etkinliklerin kamusal alandaki uygulamalarında, yönetim süreçleri de dahil olmak üzere, üretim ve tüketime ilişkin tüm süreçlerde toplum katılımının esas alınmasını savunur.

Doğrudan demokrasi

Yeşiller, uygulanabildiği her alanda doğrudan demokrasiyi, doğrudan demokrasinin uygulanamadığı boyutlarda ise katılımcı demokrasinin temsili demokrasiyi desteklemesi ve denetlemesi gerektiğini savunur.

Yeşiller, hem merkezi hem de yerel yönetim yapısının, yerellik, şeffaflık, hesap verebilirlik, seçilmişlik, değişebilirlik ilkelerine göre yeniden yapılandırılmasını savunur. Yönetim uygulamalarında yerinden yönetim ve asgari bürokrasi ilke edinilmelidir.

Yeşillere göre kararlar, mali konular ve bütçe kullanımı da dahil olmak üzere, atanmış kişiler tarafından değil, seçilmiş kurullar tarafından, mümkün olabildiğince yerel düzeyde ve karardan etkilenebileceklerin doğrudan ya da dolaylı katılımı ile alınmalıdır. Bu çerçevede Valilik, Kaymakamlık ve Müdürlük makamları kaldırılmalı, tüm kamu kuruluşları, çalışanlarının ve yerel halkın belirli bir süre için seçilmiş temsilcilerinin yer aldığı kurullar ve meclislerce idare edilmelidir.

Yeşillere göre, yargı, yasama ve yürütme karşısında tam bağımsız ve yasama ve yürütmeyi denetleme gücüne sahip olmalı; hukuk sisteminin halkın katılımına ve denetimine açık olması sağlanmalıdır. Alınan hukuki kararlar toplumca tartışılabilir, değiştirilebilir. Yasaların yapımı doğrudan demokratik mekanizmalara tabidir.

ULUSLARARASI POLİTİKALAR

Küresel işbirliği ve dayanışma


Türkiye Yeşilleri, diğer ülkelerin yeşil parti ve hareketleriyle ve ekoloji, çevre, doğa koruma gibi konularda mücadele veren diğer örgütlenmelerle uluslararası dayanışma içindedir. Türkiye Yeşilleri’nin uluslararası ilişkileri Nijerya’da petrol şirketlerine karşı çıkanlardan, Brezilya’da mücadele veren topraksız köylülere, Fildişi Sahilleri’nde zehirli atıklarla mücadele edenlerden, Hindistan’da yerel tohumlarını koruma çabası içinde olanlara kadar küresel bir dayanışma ağı üzerine inşa edilir.

Dünya barışına katkı

Yeşillerin evrensel boyuttaki örgütlenmeleriyle sıkı ilişkilerin kurulmasına ve bu ilişkilerin sürdürülmesine çalışılmalıdır.

Birleşmiş Milletler’in güç ve sermayeye dayalı yapısı demokratik ilkeler ışığında değiştirilmeli, tüm üye ülkelerin eşit katılımının sağlanması için öncelikle güvenlik konseyinde daimi üyelik statüsüne son verilmelidir.

Yeşiller yoksulluğu, eşitsizliği ve ekolojik yıkımları arttıran kapitalist küreselleşme ideolojisini ve dayatılan neoliberal politikaları reddeder, küreselleşmeye karşı yerelliği savunur. Ancak küreselleşmenin eleştirisi milliyetçi politikaların güçlenmesine neden olmamalıdır. Yeşiller küresel düzeyde mücadeleyi ve dayanışmayı, farklı kültürlerin buluşmasını ve insanların ve emeğin ülkeler arasında serbest dolaşımını önemser, nihai olarak ulusal sınırların ortadan kalktığı özgür bir dünya için mücadele verir.

Barış, silahsızlanma ve ülkemizin emperyalist çıkarlara alet olmasına son vermek için Türkiye’nin NATO’dan çıkması ve Amerikan üslerinin kapatılması zorunludur.

Türkiye, Avrupa, Akdeniz Havzası ve Ortadoğu’nun bir parçasıdır. Ekolojik ve sosyal bir Avrupa için mücadele veren Yeşiller, Avrupa ve Türkiye’deki barışçı toplumsal yapılarla işbirliğini benimser.

Komşu ülkeler ve bölge

Yeşiller, Komşu ülkelerle ilişkilerinde, komşu ülkelerin uluslararası tercihleri nedeniyle bölgede barışı etkileyecek her türlü politik aktiviteleri reddeder.

Kıbrıs’ta barışa ve insan haklarına odaklı, çözüm yanlısı politikaları ve İngiliz üssü de dahil olmak üzere adanın silahlardan arındırılmasını savunur.

Yeşiller Balkanlar, Karadeniz, Ortadoğu, Ege ve Akdeniz’de yeşil ilkelere dayalı, uluslararası siyasal birliktelik ağlarının geliştirilmesine çalışır.

Yeşiller’in Ortadoğu ülkeleri ve Orta Asya cumhuriyetlerindeki benzer hareketlerle ilişkisi, demokratik platformlarda insan hakları, demokrasi ve ekolojinin savunulmasına dayanır. Yeşiller, emperyal (yayılmacı) düşünce tarzını reddeder.

AVRUPA, AB VE ÖTESİ

Patronların değil halkların ekolojik ve sosyal Avrupası

Yeşiller AB'ye yandaş ya da karşı olmak düzleminin darlığı ile bakmaz. Neo-liberal ve insanların kazanımlarını geriye düşüren düzenlemelerin karşısında, AB'nin tüm kurum ve müktesebatının ekolojik ve sosyal ilkelere göre yeniden düzenlenebilmesine olanak veren ve müzakere yollarını açık tutacak bir içerden eleştirel mücadele yöntemini ve yurttaşların Avrupa’sını destekler.

Geliştirici katılım süreci

Yeşiller, geliştirici bir katılım süreci için Türkiye’nin Avrupa perspektifinin korunması gerektiğini savunur. Bunun için Kopenhag siyasi kriterlerinin kornması ve AB müktesebatının özellikle çevre ve sosyal haklar alanında Türkiye’den ileride olan hükümlerinin zaman geçirmeden Türkiye tarafından benimsenmesi ve uygulanması için çalışır. Diğer yandan Avrupa Yeşil Partisi ve diğer ekolojik ve sosyal haklar örgütlenmeleriyle birlikte Avrupa düzeyinde ekolojik ve sosyal politik dönüşüm için mücadelenin parçası olur.

Kendi içine kapalı değil, dönüşüme ve diyaloğa açık Avrupa

Yeşiller Avrupa’da artan içe kapanma, ırkçılık, ayrımcılık ve Avrupa-merkezci üstünlük söylemine karşı Avrupa yurttaşlarının koşulsuz hareketliliğini ve yurttaşlar düzeyinde açık ve yaygın iletişimi destekler, kale Avrupa’sına katkıda bulunan vize rejimlerine karşıdır.

Başta AB üyesi olmayan Doğu ve Güneydoğu Avrupa, Akdeniz, Ortadoğu ve komşuluk politikası kapsamındaki ülkelerin halklarıyla ekoloji, insan hakları ve dayanışma eksenli bir ilişki geliştirilmesi için çalışır. Bu ülkelerle Türkiye ve AB arasındaki ilişkilerin bu eksende geliştirilmesine ve bu ülkelerdeki yeşillerle ve ekoloji, çevre ve insan hakları hareketleriyle olan ilişkilere diğer Avrupa ülkelerindekiler kadar ağırlık verir.

İNSAN HAKLARI

Kişisel haklar ve özgürlükler


Yeşillere göre, hak ve özgürlükler, bireylere ve onların toplumsal-siyasal örgütlerine aittir. Devletlerin ise bireylere ve topluluklara karşı ödevleri ve hizmet zorunluluğu vardır. Kişi özgürlükleri ve hakları, asla devlet yararına değil, özüne dokunulmaksızın ancak toplum yararına sınırlandırılabilir.

Yaşam hakkının korunması devletin en önemli sorumluluğudur. Ölüm cezası hiçbir şart altında ve dünyanın hiçbir yerinde kabul edilemez. Güvenlik güçleri kovuşturmaya uğrayan herkesin haklarını, en ağır suçu işleyen kişiler de dahil olmak üzere garanti altına almak zorundadır. İşkence ve kötü muamele kabul edilemez. Devlet işkenceyi en üst düzeyde yasaklamakla ve geçmişte yaşanan ve üzeri örtülen olaylar da dahil olmak işkence olaylarına karışmış güvenlik görevlilerinin takibini ve en ağır şekilde cezalandırılmasını sağlamakla yükümlüdür. Yeşiller, insan hakları ihlallerine karşı toplumsal duyarlılığı artırmaya, bu konuda mücadele yürüten kişi ve kuruluşlarla dayanışma içinde olmaya çalışır.

Yeşiller, özgür bir toplumun temel harcı olarak, düşünce ve ifade özgürlüklerinin geliştirilmesi için uğraş verir. Ceza yasalarında yaygın olarak bulunan düşünce özgürlüğüyle ilgili kısıtlamaların kaldırılması için çalışır.

Yeşiller, örgütlenme özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılması için uğraş verir. Haksızlıklara karşı doğan toplumsal tepkilerin şiddet içermeyen biçimlerine katılır ve destekler.

Yeşillere göre, olağanüstü koşullar, temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanmasına ya da askıya alınmasına gerekçe olamaz.

Yeşiller, özel yaşamın gizliliğine ve dokunulmazlığına saygı gösterir. Güvenlik, gelenekler yada başka bir gerekçe gösterilerek, özel yaşamın yıkıma uğratılmasına karşı mücadele verir.

Yeşiller, herkesin, bütün din ve mezheplere bağlı olanların inançlarını özgürce açıklayabilmesi ve örgütleyebilmesini savunur. Devlet, din eğitiminden, dini etkinliklerin finansmanından ve uygulamasından çekilmelidir. Devletin dini inancı olmayan kişi ve kesimlerin görüşlerini özgürce açıklama ve istediği gibi yaşama hakkını garanti altına alma sorumluluğu da vardır

Yeşiller, bilim ve sanat konusunda, herkesin serbestçe öğrenme, öğretme, açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlü araştırma hakkını, ve bireylerin kendi kişisel ahlaki ve zihinsel kapasitelerini geliştirmesini savunur.

Yeşiller basın özgürlüğüne önem verir, sansüre karşı çıkar. Yeşiller, aynı zamanda medya tekelleşmesi yoluyla basın özgürlüğünün içeriğinin boşaltılmasına karşı mücadele eder. Yerel basının ve bağımsız basın ağlarının geliştirilmesine destek olarak tekelleşmenin kırılmasına çalışır.

Yeşiller, anayasada sosyal haklar kapsamında yer alan çevre hakkının kişisel haklar kapsamına alınmasını savunur.

Sosyal haklar ve özgürlükler

Yeşiller, sosyal hakların da diğer haklar kadar temel bir hak olduğunu, hakların bir bütün olduğunu ve bölünemeyeceğini, ekonomik olanaklar gerekçesiyle sınırlanamayacağını savunur. Devlet sosyal politikalar yoluyla herkesin bu haklardan eşit yararlanmasını güvence altına almalıdır.

Yeşiller, herkesin bireysel yetkinliğe ulaşabilmek ve toplumsal yaşama katılabilmek için gereksinim duyduğu temel eğitimin ücretsiz olarak sağlanmasını savunur. Temel eğitim, insanlığın evrensel değerlerine saygıyı ve demokratik düzeneklere herkesin katılımını sağlamayı esas almalıdır.

Yeşiller, yurttaşların, kendi çocuklarının eğitim ve öğretimini, kendi kültürel değerlerine uygun şekilde sağlama hakkına saygı gösterecektir. Bu hak, insanlığın kültürel mirasının gelecek kuşaklara aktarılabilmesi için dinsel, dilsel, düşünsel farklılıkları korumayı esas almalıdır.

Yeşiller, çalışma hakkının yanı sıra çalışmama özgürlüğünü savunur. Yeşiller herkesin sağlıklı, iş güvenliğine sahip ve çevre dostu işlerde çalışma hakkını savunur; bütün işlerin ve iş ortamlarının bu niteliklere sahip olması için çalışır.

Yeşiller, çalışanlar arasına konulan yapay ayrımları reddeder ve tüm çalışanların örgütlenme ve toplusözleşme hakları dahil aynı anayasal haklardan yararlanabilmesini savunur.

Yeşiller çalışma yaşamında tüm kadınlar için fırsat eşitliği, eşit işe eşit ücret, kadınlar için sosyal haklar, tam bir iş güvencesi ve yasalardaki ayrımcılıkların tasfiyesi için mücadele eder.

Yeşiller, sosyal güvenlik hakkının, gelirin yeniden dağıtımı temelinde yapılandırılmasını ve bu kapsamda çalışsın yada çalışmasın her bireyin temel gereksinimlerini sağlayabilecek bir gelire sahip olmasının devlet güvencesinde olmasını savunur.

Yeşiller, sağlıklı yaşamı bir hak, sağlık hizmetini bir kamu hizmeti olarak görür. Temel sağlık hizmetleri, tüm yurttaşların erişebileceği düzeyde, devlet güvencesinde örgütlenmeli, finansmanı genel bütçeden sağlanmalı ve toplum katılımını esas almalıdır.

Yeşiller, herhangi bir düzenleme için gerekçe oluşturan kamu yararı kavramının, gelecek kuşakların haklarını, canlı yaşamın sürdürülebilirliğini ve etkilenen yurttaşların karar düzeneklerinde söz ve yetki sahibi olmasını içerecek şekilde yeniden tanımlanmasını savunur.

Yeşiller, herkesin barınma gereksinimini karşılayabilecek uygun şartlara sahip bir konutta yaşama hakkını savunur. Bu hak devlet güvencesinde olmalıdır. Doğal afetler dışında, yurttaşların kendi konutlarından yararlanması sınırlandırılamaz.

Yeşiller, gençliğin karar düzeneklerinde yer almasının teşvik edilmesi gerektiğini savunur. Devlet, evrensel değerler temelinde gençlik etkinliklerinin, yerel, bölgesel, ulusal ve uluslararası düzeyde geliştirilebilmesi için gerekli kaynakları sağlamalı ve seferber etmelidir.

ÇOKKÜLTÜRLÜLÜK

Kültürel, dilsel, dinsel, etnik, cinsel ve düşünsel farklılıkları, çokkültürlülüğü renkliliği ve doğrudan demokrasiyi savunan yeni bir toplum

Doğadaki çeşitlilik gibi toplumsal hayatta da çeşitlilik esastır. Yeşiller bu çeşitliliğin güzelliğinin ve birlikteliğinin devamını sağlamaya çalışır.

Bu nedenle Yeşiller insan toplumlarında varolan, kültürel, dilsel, dinsel, etnik, cinsel ve düşünsel farklılıkları bastırmayı ve tek renkli bir kültür yaratmayı reddeder. Farklıkları zengin bir demokrasinin ön koşulu sayarak kader ortaklığı, dayanışma ve katılım için mücadele verir.

Ayrımcılığın ve milliyetçiliğin reddi

Yeşiller, ayrımcılığın günümüzdeki en önemli kaynaklarından biri olan milliyetçiliğe karşı çıkar, insanların mutluluğunu evrensel hakların ve değerlerin sağlayacağını savunur.

Yeşiller, her türlü ayrımcılığa karşı çıktığı gibi, ayrımcılık uygulanması için kültürel farklılıkların kullanılmasına da karşı çıkar. Devlet eliyle yürütülen ve toplumdaki bölünmüşlüğe çanak tutan kültürel dışlamaların ortadan kaldırılmasına çalışır.

Diyalog için kamusal alanlar

Yeşiller, uyuşmazlıkların ve çatışmaların önlenebilmesinin ön koşulu olarak, kültürler arasında diyalogun geliştirilebilmesi için çaba gösterir. Yeşiller varolan devletçi kamusal alan tanımı yerine toplumun ortak kullanım alanları anlamında bir kamusal alan tanımını benimser ve bu amaçla ortak kullanıma açık sosyal alanların genişletilmesi ve yerel düzeyde (mahalle-sokak) insanların bir araya geleceği kurumların oluşturulması ve geliştirilmesi için uğraşır.

Kültürel mirasa saygı

Yeşiller, üzerinde yaşanılan coğrafyada gelmiş, geçmiş, izlerini gördüğümüz ve halen yaşayan tüm kültürlerin bıraktıkları miraslara saygı duyar ve bunların insanlığın ortak değerleri olarak gelecek kuşaklara zarar görmeden iletilebilmesi için uğraş verir.

ETNİK ÇATIŞMALAR VE BARIŞ

Etnik farklılıklardan gelen zenginlik ve geçmişle yüzleşme


Yeşiller, farklı etnik kökenden gelen insanların aynı topraklar üzerinde yüzyıllardır birlikte ve yan yana yaşamalarını, toplumsal, kültürel, ekonomik ve ekolojik açıdan büyük bir zenginlik olarak görür. Bu birlikteliğin korunması ve geliştirilmesini, barış kültürünün yerleşmesi için bir ön koşul ve gelecek kuşaklara bırakılacak en büyük onurlu miras olarak tanımlar.

Yeşiller, etnik çatışmalarda yaşanmış yeni ve eski tüm olayların hasır altı edilerek ortadan kaldırılamayacağını, toplumun ortak geleceğine sağlıklı yürüyebilmesi için geçmişi ile açıkça yüzleşmesinin gerekliliğini savunur.

Özgürleşmenin önündeki şiddetin reddi, barışın benimsenmesi

Yeşiller, insanların özgürleşmesinin, insan hakları ve demokrasinin geliştirilmesi yoluyla mümkün olacağını savunur. Bu yolu tıkayan, hoşgörüyü ortadan kaldıran, toplumsal ayrışmaları derinleştiren, yaşamların zamansız yitimine ve derin acılara neden olan, doğayı da yıkıma uğratarak ekolojik dengeyi bozan şiddet kullanımını ve askeri yöntemleri hangi nedenden kaynaklanırsa kaynaklansın  reddeder.

Yeşillere göre, başta Kürt sorunu olmak üzere, etnik farklılıklardan kaynaklanan sorunların çözümü için, öncelikle barışın, bu coğrafyada yaşayan tüm insanlar için toplumsal, kültürel, siyasal ve ekonomik bir tercih olarak benimsenmiş olması gereklidir. Kürt kimliği tanınmalı ve kürt sorununun adalet sorunuyla olan bağı kabul edilmelidir.

Barışın örgütlenmesi

Yeşiller, barışın, iktidarların lütufları ile tepede değil, yurttaşların istekleriyle tabanda örgütlenebileceğine inanır. Bu nedenle bir yandan, hem bireysel bir tercih olarak hem de toplumsal bir gereklilik olarak, yaşamın şiddetten ve silahlardan arındırılmasını destekleyecek politikaları, diğer yandan da barışı kalıcı hale getirecek diyalog zeminlerinin geliştirilmesini savunur.

Yeni bir sözleşme


Gerek Kürt sorununun, gerekse diğer etnik sorunların çözümü için, yurttaşların katılımıyla hazırlanacak yeni bir toplumsal sözleşme gereklidir. Yeşiller, bireyin devlet için var olduğu, hak ve özgürlüklerin içinin boşaltıldığı var olan anayasanın yerine, farklılıkların birlikteliğini sağlayacak bir yurttaş anayasasını savunur.

Sorun evrensel, çözüm yerel

Yeşiller, Kürt sorununun ve diğer etnik sorunların belirli bir coğrafi bölgenin değil, etkileri sınır aşan nitelik kazanarak uluslararası yansımalarla sonuçlanan evrensel sorunlar olduğunu kabul eder. Öte yandan, her etnik sorun gibi Kürt sorununun da kendine özgü yapısı ve dinamiği olduğunu, dünyadaki diğer etnik sorunların çözümünde kullanılan yöntemlerin birebir uygulanması ile sorunun çözülemeyeceğini ileri sürer.

Yeşiller, tek tipleştirici politikalarla etnik farklılıkların öğütülmesine karşı çıktığı gibi, etnik farklılıkların bir güç ve tahakküm aracı olarak kullanılmasına da karşı çıkar. Etnik grubun farklılığı, o grubun içindeki egemen ve avantajlı kesimlerin konumunu sürdürmesi için bir mazeret teşkil edemez.

Yeşiller Türkiye’de yaşayan tüm bireylerin temel hak ve hürriyetlerinin ortak bir yurttaşlık çatısı altında korunmasını da, çeşitliliğin ve kültürel mirasın korunması kadar temel bir ilke olarak kabul eder. Çeşitliliğe ve geleneksel değerlere saygı adına, bireylerin başta yaşam ve seçme hakkı olmak üzere, temel siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel hak ve özgürlüklerinin ellerinden alınmasına göz yumulamaz. Bu nedenle Yeşiller, bütün Türkiye vatandaşlarının ekonomik ve sosyal alandaki dışlanmışlık ve bağımlılıklarının olabildiğince giderilmesi ve bireysel yetkinliklerin özgürlükçü ve eşitlikçi bir zeminde geliştirilmesinin önemine işaret eder. Bireylerin yerel toplulukları içinde, bir yandan bireysel seçme kapasiteleri ve yapabilirliklerinin; diğer yandan da ekonomik ve sosyal dayanışma temelinde ve eşit koşullarda oluşturacakları ortaklıkların geliştirilmesini savunur.

Bu amaçla Yeşiller ulusal düzeyde yurt içi gelirin yeniden dağıtımı temelindeki sosyal güvenlik politikalarının ve yerel düzeyde ortaklık temelindeki küçük ölçekli ekonomik yapıların desteklenmesinin etnik çatışmaların çözülmesinde kilit önemine işaret eder.

KADIN

Erkek egemenliğinin reddi


Yeşiller, yarısının özgür olamadığı bir toplumda özgürlükten ve demokrasiden söz edilemeyeceği ilkesinden hareketle diğer cinsiyetlerin erkeğin tahakkümü altında yaşadığı, erkek egemen bakış açısının erkekleri de tahakküm altına aldığı bir toplumsal düzeni reddeder.

Yeşiller, erkek egemenliğine karşı kadının özgürleşme mücadelesine kadın hareketiyle birlikte katılır. Yeşiller kadınların özgürleşmesi yönünde her türlü engelle mücadele eder. Kadınlar için finansmanı kamu kaynaklarınca sağlanan sığınma evleri açılmasını savunur.

Yaşamın her alanında daha etkin kadın

Yeşiller, toplumsal yaşamda, aile ve iş yaşamında, hayatın her alanında kadınların yaşamlarını iyileştirmek için aktif politikaya, böylece de karar alma ve yasama süreçlerine katılımlarının sağlanmasını destekler. Bu amaçla genel olarak pozitif ayrımcılık ilkesini ve en az % 50 “kadın kotasının” başta TBMM olmak üzere politik yaşamda uygulanması mücadelesi verir. Kadınların belirledikleri özgürleştirici politikaların hayata geçmesini, bu politikaların somut hukuki ve kurumsal altyapılarının oluşturulmasını öngörür.

Yeşiller iş yaşamının kadınları “yoksullaştıran”, eşitsiz uygulamalardan ve kurallardan arındırılması, kadının iş hayatına aktif katılımını sağlayan uygulamaların hayata geçmesini savunur. Ev içi emek görünür hale getirilmeli, evde ve tarlada çalışan kadınlar ve ev kadınları sosyal güvenlik kapsamına alınmalıdır.

Yeşiller kadınların dini inanışlarına göre giyinme hakkını savunur, muhafazakarlığın kadınlar üzerinde baskı oluşturmasına karşı çıkar.

Kadına yönelik şiddete ve kadın ticaretine son

Yeşiller kadına yönelik fiziksel, psikolojik, ekonomik ve cinsel şiddetin önlenmesi için kurumsal ve hukuksal yapıların oluşturulmasını ve şiddetin toplumsal temellerine karşı mücadeleyi savunur. Türkiye’de namus töre ve benzeri gerçeklerle kadına yönelik erkek şiddeti ve özellikle de aile içi şiddet en önemli toplumsal sorunlardan biridir.

Yeşiller hiçbir gerekçenin kadına yönelik şiddeti haklı çıkaramayacağı ve hafifletici neden olamayacağından hareketle her türlü sosyal ve hukuki yolun en geniş biçimde kullanılmasını savunur. Bekaret kontrolü gibi kadınların özel yaşamına saldırı anlamı taşıyan uygulamalar da kabul edilemez. Ayrıca aile içi tecavüz cezalandırılmalıdır. Evli olup olmadığına bakılmaksızın her kadının devlet hastanelerinde ücretsiz kürtaj hakkından yararlanması sağlanmalıdır. Yeşiller doğum kontrolünün erkek ve kadının ortak sorumluluğu olduğunu vurgular, bu amaçla kadınlara gerekli desteğin sağlanmasını savunur.

Seks ticareti ve farklı amaçlar için yapılan insan ticareti kölelik düzeni yaratan bir mekanizmadır. Türkiye’nin bir geçiş ülkesi olması nedeniyle bu sorunun önemli boyutlara ulaştığı göz önüne alınarak kadınların kendi iradeleri dışında çalıştırılmalarının engellenmesi için önlemler alınmalıdır.

Cinsel yönelim ayrımcılığına son

Yeşiller insanların cinsel yönelimleri doğrultusunda yaşamalarının temel bir insan hakkı olduğundan hareketle gey, lezbiyen, biseksüellerin evlilik ve çocuk sahibi olma haklarını ve eşcinsellerin, biseksüellerin, travestilerin ve transseksüellerin hiçbir ayrımcılığa uğramadan toplumsal yaşama katılmaları için gerekli imkanlara ulaşmalarının desteklenmesini savunur.

 

2. BÖLÜM –

EKOLOJİK BİR YAŞAM İÇİN

DOĞA


Yeşiller, doğaya uyum ilkesi doğrultusunda ekolojik, paylaşımcı, dayanışmacı ve çoğulcu bir toplum için ekolojik dengeyi ve gelecek kuşakların haklarını gözeten, doğayı koruyan, insan merkezli olmayan politikaların oluşmasına çalışır.  Doğayı bir kaynak deposu olarak gören anlayışın karşısındadır.

Yeşiller, insanı doğanın bir parçası olarak görür ve tüm canlıların bir içsel değeri olduğuna inanır. Doğayla uyumlu ve  ekolojik bilgeliği esas alan bir toplumsal sistemin oluşması Yeşiller için önceliklidir. Bu nedenle kısa dönemli ekonomik kazanç uğruna doğal alanların tahribi için sıklıkla gerekçe olarak kullanılan "kamu yararı" kavramının gelecek kuşakların ve doğanın yararı lehine olan yorumunu benimser.

Yeşiller, günümüzde iyi bilinen ekolojik süreçlerin bilgisinin yaygınlaşması ve politikaların merkezine alınması için çalışır. Yeşiller, bataklıkların kurutulması örneğinde olduğu gibi insan yararına olduğu düşünülen ama insanı ve doğayı olumsuz etkileyen tüm uygulamaların karşısındadır. Canlı türlerinin ve ekosistemlerin yok olmasına neden olan küresel ısınma ile mücadele, biyolojik çeşitliliğin korunması için de önemli ve önceliklidir.

Ekosistem bütünlüğü ve biyolojik çeşitlilik

Doğal yaşam alanları ekonomik etkinlikler nedeniyle parçalanmaktadır. Yeşiller, doğal yaşam alanı kaybını ve bu alanların parçalanarak tahribinin önlenmesini politikalarının merkezinde bulundurmaya dikkat eder. Yaşam alanlarının parçalanmasından zarar gören ve ekolojik bütünlük açısından kritik önemi olan kimi canlı türlerinin yaşamını devam ettirebilmesi için doğal alanlar arasında koridorlar oluşturulması için çaba harcar. Nesli tehlike altında olan bitki ve hayvan türleri ve bunların yaşam alanlarının korunması için çalışır ve bu türlerin uluslararası ticaretine karşı alınan önlemleri destekler ve geliştirir.

Yeşiller, karasal, tatlısu ve deniz doğa alanlarının korunmasını politikalarının merkezinde bulundurur. Orman, sulakalan, bozkır, yarı çöl, deniz, nehir, tarım, yüksek dağ ekosistemleri aynı öneme sahiptir. Doğa sadece yeşil ve orman demek değildir. Her biri kendine has yaşam örgülerine sahip tüm ekosistemler önemlidir. Bu ekosistemler, ekosistemlerdeki ekolojik ilişkiler ve canlı türlerinin zarar görmesi önlenmelidir. Canlılar ve kültürler için önemli doğal alanların korunmasına, bu alanlar insan etkisi nedeniyle tahrip olmuşsa restorasyonuna ve genişletilmesine yönelik çalışmaları destekler. Doğanın korunmasına ve bozulan doğal alanların iyileştirilmesine devlet bütçesinden ayrılacak olan payın artması için çalışır.

Mevcut Milli Parklar ve özel koruma alanları korunmalı, sınırları genişletilmeli, önemli doğa alanları arasında ölçütlere uygun olanlar Milli Park ilan edilmeli ve Milli Parklar arasında koridorlar oluşturulmalıdır. Yeşiller, Milli Parklarda ve korunması gereken alanlarda doğaya ve insana zarar veren maden arama, endüstriyel üretim, kitle turizmi, vb. yapılmasına her koşulda karşıdır. Bu alanlarda sözde “kamu yararına” yapılan doğaya karşı her türlü etkinliğe karşı mücadeleleri ve küçük ölçekli doğa turizmi gibi ekolojik uygulamaları destekler.

Biyolojik çeşitliliğin azalmasına neden olan yabancı türlere yönelik önlem çalışmalarını destekler. Bu türlerin yaygınlaşmaması için özellikle küresel ölçekte hareket eden ticari araçlara yönelik biyogüvenlik önlemleri alınması için çalışır.

Doğaya sınır konulamaz ve doğa belirli sınırlar içerisinde korunamaz. Doğa ve ekosistemler bir bütündür. Bunun farkında olan Yeşiller, doğanın korunması için yerel ekoloji mücadelelerine katılır, bölgesel ve küresel işbirliklerine girer, bölge komşularıyla güçlü ilişkiler kurar. Yeşiller doğanın korunması için gerektiğinde konuyu uluslararası resmi ve sivil platformlara taşır, yerel ve küresel kampanyalar düzenler. Doğanın korunmasına yönelik uluslararası sözleşmelerin imzalanması ve uygulanması için yasal ve kurumsal altyapının oluşturulması ve gerekli yeni işbirliklerinin oluşturulması yönünde çaba gösterir.

Yeşiller, tüketim toplumuyla birlikte ortaya çıkan doğada kendiliğinden yok olmayan ve doğaya ve barındırdığı canlılara zarar veren maddelerin üretim ve tüketimlerinin sınırlandırılması için çalışır.

Yerel yaşam bilgisinin korunması

Kırsal bölgelerde günlük hayatın vazgeçilmez bir parçası olan, süregelen yaşamın temelini oluşturan çevre bilgisi, kırsal nüfusun azalması ve yaşlanması nedeniyle yok olmaktadır. Küreselleşmenin ve beraberinde getirdiği sorunların da etkisi ile giderek bu bilgilere, içinde yaşanılan ekosistemin süreçlerini anlamaya ve öğrenmeye her zamankinden daha çok ihtiyacımız olduğu ortaya çıkmaktadır.  Yeşiller, yerel yaşam bilgisinin ve somut ve soyut uygulama biçimlerinin yaşam içinde korunması için çalışır.

KÜRESEL İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ

Tehlike belli, sorumlu belli

Küresel iklim değişikliğinin yıkıcı sonuçları yaşanmaya, iklimin ve üzerinde yaşadığımız dünyanın geleceğine yönelik tahminler iyice korkutucu bir hal almaya başlamıştır. Bilim çevreleri gittikçe daha sık yaşanan kasırga, sıcak hava dalgası, sel gibi meteorolojik felaketlerin, kuraklığın ve susuzluğun iklim değişikliğine bağlı ve iklim değişikliğinin de insan eliyle yaratılan en ciddi ekolojik felaket olduğu konusunda hemfikirdirler. Yeşiller küresel iklim değişikliğinin nedeni olan sera gazlarındaki artışın endüstriyel sistemin, tüketim toplumunun ve petrol, kömür, doğal gaz gibi fosil yakıtlara bağımlı kalkınma politikalarının sonucu olduğunu kabul eder.

Hiçbir önlem alınmadığı takdirde atmosferdeki karbondioksit düzeyi 2050 yılında endüstri öncesi dönemin iki katına çıkacak, bu da dünyanın ortalama sıcaklığını 1.4 ile 5.8 santigrad derece arttırarak insanlık tarihinde görülmüş en büyük sıcaklık artışına neden olacaktır. Yeşiller, küresel iklim değişikliğinin önlenmesini insanlığın karşı karşıya bulunduğu en ciddi sorun olarak görür. Dünya giderek yaşanması ve uyum sağlanması zor bir gezegen haline gelmektedir. İnsanların ve diğer canlıların üzerinde yaşayacakları bir dünyanın var olmaya devam etmesi küresel iklim değişikliğinin önlenmesine bağlıdır.

Küresel adaletsizliğin derinleşmesi

Küresel kapitalizmin yoksullaştırıcı, eşitsizlik yaratan ve geniş kitleleri sermayenin çıkarlarına kurban eden politikaları iklim değişikliği ve ekolojik krizi de derinleştirmektedir. Yeşiller, iklim değişikliğinin etkilerini öncelikle yoksul ülkeler, yoksul kesimler, bitki ve hayvan türleri üzerinde gösterdiğine ve iklim değişikliğinin küresel adaletle olan yakın bağına dikkat çeker.

Fosil yakıt ekonomisinden yenilenebilir ekonomiye geçiş

Küresel iklim değişikliğinin durdurulması için sera gazı emisyonları küresel düzeyde 2030’a kadar 1990 düzeylerine göre en az %60, 2050’ye kadar en az %80 azaltılmalıdır. Yeşiller bu amaçla fosil yakıt ekonomisinden yenilenebilir ekonomiye geçilmesini, kömür ve doğalgaza dayalı enerji, petrole dayalı ulaşım ve sanayi politikalarından vazgeçilmesini savunur. Enerjinin fazla üretimi değil, az ve verimli tüketimi esas olmalı, enerji üretiminde güneş, rüzgar, jeotermal ve su gibi yenilenebilir ve sınırsız kaynaklara geçilmelidir.

Yeşiller bireyden başlayarak yerel, ulusal, Avrupa ve bölge ve küresel düzeylerde önlem, plan ve politik/yasal mücadele ve düzenlemeler için etkinlik gösterir.

Türkiye’nin sorumluluğu

Türkiye iklim değişikliğinden ağır biçimde etkilenmeye başlamıştır. Kuraklık, susuzluk, tarımsal üretimin düşüşü, nehir ve göllerde kurumalar, orman yangınları ve sıcak dalgaları iklim değişikliğinin ülkemizde yaşanan ve giderek şiddetlenen etkileridir. Türkiye ayrıca fosil yakıta bağımlı kalkınma politikaları nedeniyle sera gazı emisyonlarını en hızlı arttıran ülkelerden biridir.

Yeşiller, Türkiye’nin küresel iklim değişikliğindeki payını düşürmek için karbondioksit emisyonlarını hızla sınırlaması gerektiğini, bu yolda ilk adım olarak da Kyoto Protokolü’nü en kısa zamanda imzalamasını, Kyoto sonrası dönemde geliştirilecek uluslararası politikalara emisyon azaltma hedeflerini belirleyerek katılmasını savunur.

Türkiye ayrıca iklim değişikliği nedeniyle yaşadığı ekolojik ve ekonomik sorunları saptamalı ve iklim değişikliğine uyum politikalarını yaşama geçirmelidir. Küresel iklim değişikliğinin izlenmesi, önlenmesi ve uyum çalışmalarının yürütülmesi için yapılacak çalışmaları koordine edecek ulusal bir enstitü kurulmalıdır.

ENDÜSTRİYEL KİRLİLİK

Endüstriyel uygulamalar, yani kitlesel meta üretimi ve yeraltı ve yerüstü kaynaklarının insani ihtiyaçlar için değil, kar amaçlı olarak büyük miktarlarda tüketilmesi, yeryüzünün geri dönüşsüz bir şekilde tahrip olmasına ve insan ve diğer canlıların yaşaması için giderek daha elverişsiz bir yer haline gelmesine neden olmaktadır. Özellikle petro-kimya, nükleer, otomotiv, silah, ilaç, çimento, boya, kağıt, metalurji, demir-çelik, tekstil sanayi gibi sektörler büyük miktarda kaynak, enerji ve su tüketmekle kalmaz, kirletici atıkların büyük ölçekte üretilmesine de neden olurlar. Bunların yanı sıra altın, gümüş, petrol, kömür, uranyum vb. başta olmak üzere büyük ölçekte madencilik, kerestecilik, endüstriyel tarım ve balıkçılık gibi işlemler de, en az büyük fabrikalar kadar yeryüzünün kirletilmesine ve doğanın yıkımına neden olmaktadır.

Endüstriyel üretimin kaçınılmaz sonucu olarak ortaya çıkan kimyasal ve radyoaktif atıkların denetimsiz bir biçimde doğaya bırakılması ve havaya salınması, atmosfer, deniz, göller, akarsular, diğer sulak alanlar, toprak, yeraltı suları, ormanlar ve diğer ekosistemlerin ileri derecede kirlenmesine ve tahrip olmasına neden olur, aynı zamanda insan yaşamını ve halk sağlığını tehdit eder. Evsel ısınma ve ulaşımda kullanılan petrol ve kömürün yanı sıra yerleşim yerlerinin içinde ve yakınında yer alan, ya da baca gazını uzak mesafelere kadar yayan sanayi tesislerinin oluşturduğu hava kirliliği, özellikle kentlerde sağlık sorunlarına neden olmaya devam eder, erken ölümlere ve özellikle de kalp-akciğer hastalıklarına neden olur. Akarsu, göl ve sulak alanlarla toprağı etkileyen endüstriyel kirlilik ise hem içme sularını kirleterek susuzluğa ve doğrudan sağlık sorunlarına yol açmakta, hem de tarımsal üretimi olumsuz etkilemektedir. Atıkların denizlere bırakılması ise denizdeki canlı yaşamı ve balıkçılığı öldürmekte, çevre halkının denizden her türlü yararlanma şansını ortadan kaldırmaktadır. Endüstriyel tesislerin ormanların, tarım alanlarının ve sulak alanların içine veya yakınına kurulması ek olarak büyük ekonomik kayıplara da neden olur.

Yeşiller, doğa koruma alanları, milli parklar, tabiat parkları, kıyılar, orman alanları ve koruma altında olan ya da olması gereken tarihsel, kültürel ve doğal sit alanlarının yakınında, tarım alanları üzerinde ve yakınında ve kent merkezlerinde endüstriyel tesislerin kurulmaması ve varolan tesislerin kapatılması için gerekli yasal tedbirlerin alınmasını savunur.

Yeşiller, tehlikeli atıkların kontrolünde öncelikle sıfır atık ve temiz üretim anlayışını benimser. Kullanılan üretim teknikleri atık üretmeyecek, ya da en az düzeyde üretecek şekilde değiştirilmelidir. Tüm teknolojik değişikliklere rağmen ortaya çıkan atıkların geri dönüşüm ve yeniden kullanım yöntemleriyle en az miktara indirilmesi için her türlü önlem alınmalıdır. Ancak geri dönüşüm ve yeniden kullanım teknolojilerinin de başka tehlikeli atıklar üretmeyecek şekilde yapılması temin edilmelidir. Tüm önlemlere rağmen üretilen atıklar da hiçbir şekilde doğaya bırakılmamalı, doğaya ve insan sağlığına zarar vermeyecek şekilde depolanmalıdır.

Toplum Katılımı

Tehlikeli atık üreten, kurulduğu yerde halkın yaşamı ve ekonomik etkinlikleri üzerinde olumsuz etkiler yaratan her türlü endüstriyel tesis, çevre halkının onayı olmadan kurulamaz ve halk denetimine kapatılamaz. Yeşiller, her türlü endüstriyel tesisin sadece yetkililer tarafından değil, halk tarafından da sıkı bir biçimde denetlendiği bir toplum katılımının esas hale getirilmesini savunur.

Bir endüstriyel tesisin kurulması aşamasında istenen Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) raporu, bağımsız bilimsel kuruluşlarca yapılmalı, bu kuruluşların ve raporu hazırlayan uzmanların seçimi tesisin yapılacağı yöre halkı, ilgili meslek kuruluşları ve sivil toplum örgütleri tarafından denetlenmelidir. ÇED’in yanısıra endüstriyel projelerin yapılma aşamasında çok daha geniş kapsamlı stratejik çevre değerlendirmesi raporları da hazırlanmalıdır.

Türkiye, çevresel konularda bilgi ve karar hakkını ve toplum katılımını esas alan uluslararası bir anlaşma olan Aarhus Konvansiyonu’nu derhal imzalamalı, gereklerini yerine getirmeli ve yöre halkının istemediği hiçbir tesisin bir bölgeye kurulmasına izin verilmemelidir.

Tehlikeli Atıkların Bertarafı ve Denetimi

Kimyasal ve radyoaktif tehlikeli atıkları üreten endüstriyel üretim ve tüketim işlemleri sıkı bir denetim altına alınmalıdır. Endüstriyel tesislerin tehlikeli atıkları bertarafı için almak zorunda oldukları önlemler, özel yasayla kurulacak olan ve konuyla ilgili uzmanların istihdam edildiği ulusal düzeyde örgütlenmiş bağımsız ve özerk bir çevre denetim kuruluşu tarafından yerine getirilmeli, bu kuruluş teknik ve mali işlem bilgilerini birlikte kullanarak çapraz denetim yapmalıdır. Bu kuruluşun yaptığı denetimler ise, hem Çevre Bakanlığı yerel teşkilatları, hem de ulusal ve yerel düzeydeki sivil toplum katılımını esas alan kurullar tarafından izlenmelidir. Söz konusu sivil kurullarda ilgili meslek odalarından, üniversitelerden, sendikalardan ve konuyla ilgili sivil toplum kuruluşlarından temsilciler yer almalıdır.

Tehlikeli atıkların bertarafı için yapılması gereken bütün işlemler ve yapılması gereken yatırımlar, üretimi yapan kuruluşun sorumluluğundadır. Üretimin azalması, maliyetlerin artması ya da karın azalması gibi gerekçeler, tehlikeli atık bertarafından kaçınılması için bahane olamaz. Yeşiller, gerekli önlemleri almayan tesislerin denetimi için sert yasal yaptırımların getirilmesinden yanadır.

Yeşiller, temiz üretim ve sıfır atık teknolojilerin kullanımı için ilgili kuruluşlara vergi indirimi, düşük faizli kredi gibi teşvik ve kolaylıklar sağlanmasını, eski ve kirletici teknoloji kullanımı ve tehlikeli atık üretimine devam edilmesine karşı da eko-vergilerle caydırıcılık yaratılması için gerekli mali tedbirlerin alınmasını kabul eder. Ancak bu teşvik ve caydırma mekanizmaları yasal yaptırımları geçersiz kılmamalıdır.

Yeşiller, alternatifi olmayan ya da teknolojik değişikliklere ve alınan önlemlere rağmen tehlikeli atık üretmeye, doğaya ve insan sağlığına zarar vermeye devam eden endüstriyel üretimlerin (örneğin nükleer endüstri, altın madenciliği, bazı kimyasal tesisler) tamamen durdurulmasını talep eder.

Tehlikeli Atık Yakma ve Kalıcı Organik Kirleticiler

Tehlikeli atıkların yakılması, dioksinler, furanlar gibi daha tehlikeli kimyasalların açığa çıkmasına neden olarak doğaya ve insan sağlığına zarar verir. Bu nedenle tehlikeli atıkların yakılarak bertarafı kabul edilebilir bir seçenek değildir. Yeşiller, tehlikeli atık yakma tesislerinin hiçbir surette kurulmaması ve varolanların kapatılmasından yanadır.

Kalıcı Organik Kirleticiler (KOK’lar) olarak bilinen ve aralarında atık yakma ürünlerinin ve bazı tarım ilaçlarının de olduğu bir grup kimyasal madde, canlılarda ve insan vücudunda birikerek ciddi sağlık sorunlarına neden olurlar. Yeşiller, kalıcı organik kirleticilerin üretiminin tamamen durdurulması ve mevcut KOK depolarının zararsız biçiminde bertarafı için her türlü önlemin alınmasını talep eder. Türkiye, bu amaçla hazırlanan uluslararası bir anlaşma olan Stockholm Konvansiyonu’nu derhal onaylamalı ve gereğini yerine getirmelidir.

Tehlikeli Atık Ticareti

Üretilen tehlikeli atıkların ülke dışına çıkarılması ve yurtdışından getirilen atıkların ülkemizde depolanmasına hiçbir şekilde izin verilmemeli, bu amaçla hazırlanan uluslararası bir anlaşma olan ve Türkiye’nin de imzası bulunan Basel Konvansiyonu’nun gereklerine titizlikle uyulmalıdır. Türkiye’ye tehlikeli atık ihracının yöntemlerinden biri olan asbestli gemi sökümüne de hiçbir şekilde izin verilmemelidir.

Türkiye ayrıca sınır aşan kirleticilerin çevre etki değerlendirmesini düzenleyen Espoo Konvansiyonu’nu da imzalamalı ve gereğini yerine getirmelidir.

Sanayi Kentlerinde Temiz Çevrede Yaşam Hakkı

Ülkemizde kirletici büyük sanayi tesislerinin yoğunlaştığı Dilovası, İskenderun, Kocaeli, Çorlu gibi sanayi kentleri büyük ölçekte endüstriyel kirliliğin etkisi altındadır ve bu da halk sağlığı üzerinde ciddi bir sorun oluşturmaktadır. Yeşiller, endüstriyel kirlilik açısından sıcak nokta olarak kabul edilebilecek bu gibi kentlerin özel bir statü altına alınmasını, varolan tesislere öncelikli olarak temiz üretim teknolojileri ve atık bertarafı için yaptırım uygulanmasını, gerekli önlemleri almayan tesislerin ise kapatılmasını talep eder.

Yeni endüstri tesisleri kurulacağı zaman, atık kontrolu ve geri dönüşümü destekleyecek şekilde benzer proseslere sahip tesislerin belli yerlerde topluca kurulmasını sağlayacak sanayi bölgeleri yaratılması tercih edilebilse de bu yolla halk sağlığı ve çevre açısından en kirli yerler haline gelmeye aday yeni sanayi kentleri yaratılmamalı, bu gibi sanayi bölgeleri hem doğal yaşam alanlarıyla, hem de yerleşim yerleriyle iç içe kurulmamalıdır. Günümüzde kentlerin kıyılarında yer alan küçük sanayi sitelerinin de hem işçi sağlığı ve iş güvenliği, hem de tehlikeli atıklar açısından denetimi merkezi yönetim tarafından yapılmalı, bu amaçla özel yasal düzenlemeler geliştirilmelidir.

Kentler içine dağılmış ve yoğun kimyasal madde kullanılan küçük işletmeler şeklinde yapılanmış olan kundura, tekstil, kuru temizleme, inşaat, oto tamiri gibi sektörlerde kullanılan malzemeler, ortaya çıkan tehlikeli atıklar ve iş süreçleri, hem çevre sağlığı, hem de işçi sağlığı ve iş güvenliği açısından sıkı bir şekilde denetlenmelidir. Temiz üretime geçemeyen tesisler kent dışına çıkarılmalı ve tehlikeli atıkların bertarafı için gerekli önlemlerin alındığı toplu sanayi sitelerinde bir araya getirilmelidir.

Yeşiller sanayi kentlerinde halkın temiz bir çevrede yaşama hakkının korunması için gerekli diğer önlemlerin de (çevre sağlığı denetimleri, yeşil alanların arttırılması gibi) en hızlı şekilde alınmasını talep eder.

Çocukların ve Diğer Risk Gruplarının Korunması

Endüstriyel kirlilikten kaynaklanan hastalıklar ve ölüm tehlikesi açısından en önemli risk grubu olan çocuklar başta olmak üzere, hamileler, sakatlar, yaşlılar, kalp-akciğer hastalığı olanlar gibi risk gruplarının endüstriyel kirlilikten birinci derecede öncelikli olarak korunması için gerekli önlemler alınmalıdır. Ağır metaller, kalıcı organik kirleticiler, tarım ilaçları, tehlikeli gıda katkı maddeleri ve diğer kimyasal ve radyoaktif kirleticilerin bulaştığı veya yer aldığı malların ve gıdaların üretimi ve tüketiminin önlenmesi için gerekli yasal önlemler alınmalı, aileler ve öğretmenler eğitilmelidir. Çocuklar ayrıca oyun alanlarında, okul, kreş gibi toplu bulundukları her türlü açık ve kapalı ortamdaki hava, su ve toprak kirliliğine karşı da korunmalıdır.

Toplumun endüstriyel kirlilikten korunması için halkın her aşamada çevre ve sağlık eğitimini sağlayacak her türlü önlem devlet tarafından alınmalıdır.

EKONOMİ

Süreçlerin birbirinden etkilenebilirliği


Yeşiller, ekonomik, ekolojik ve toplumsal süreçlerin birbirini etkilediğini kabul eder ve bir süreçte sağlanacak gelişmenin diğer süreçlerde yıkımlara yol açmamasına özen gösterir.

Ekonominin yeşillendirilmesi

Yeşiller, ekonominin yeşil ilkeler doğrultusunda yeniden yapılandırılması için uğraş verir.

Neoliberal politikalara karşı küresel mücadele

Yeşiller, kapitalizme, neoliberalizme, küresel şirketlerin egemenliğine karşı, yerel ve küresel mücadeleyi öne çıkarır. Yeşiller, rekabete ve sermaye birikimine dayanan, dolayısıyla insanları yaşadığı doğa ile birlikte sömüren ve yoksullaştıran neoliberal kuralsızlaştırmaya karşı, dayanışma, adil paylaşım ve işbirliğine dayalı bir toplumsal ekonomik modeli savunur.

Yeşiller, dünya çapında bir kumarhaneye dönüşmüş borsalarla yurt dışına kaynak aktarılmasının önüne geçilmesi için çalışır. Bu amaçla parasal hareketlerin, yoksul kesimlere kaynak aktaracak şekilde vergilendirilmesini savunur.

Yeşiller, çok uluslu şirketlerle yapılan ortaklıklara tanınan teşvik, vergi muafiyetleri ve vergi indirimlerine karşı çıkar. Teknoloji transferini, kaynak kalıcılığını ve kendi ülkelerindeki sosyal ve çevresel üretim ve tüketim standartlarını içermedikçe çok uluslu şirket yatırımlarına karşı çıkar. Yeşiller, çok uluslu şirketlerin ülkede yaptığı ekolojik tahribatın envanterinin çıkarılması ve dış borçların bu envanterden karşılanması için çalışır.

Yeşiller kamuya ait kuruluşların ve kaynakların özelleştirilmesine karşıdır, özelleştirmeci politikalara karşı mücadele verir. Özelleştirilmiş temel kamusal hizmet ve kaynakların yeniden kamusal bir nitelik kazanmaları için gerekli politikaları yaşama geçirir.

Endüstriyel kentsel kalkınmanın reddi

Yeşiller, göçü ve nüfus artışını körükleyen endüstriyel kentsel kalkınma modelini reddeder. Bu amaçla kentsel rantı ortadan kaldırmaya yönelik politikaları savunur. Kentsel alanda mülkiyete dayalı vergilerin artırılmasını destekler.

Köy yaşamının korunması

Yeşiller, doğayla uyum içerisinde yaşama olanağına sahip insan yerleşimleri olarak, köylerin ve köy yaşamının korunmasını savunur.

Yeşiller, köylülerin ulusal gelirden aldığı payı artıracak sosyal düzenlemelerin yapılmasını savunur.

Yeşiller, köy yaşamını tehdit eden endüstriyel yatırımlara karşı çıkar, bu köylerde yaşayanlar ile dayanışma içerisinde olur. Köylerde ekolojik üretim için gerekli teknik eğitim desteğinin sağlanmasına çalışır.

Yeşiller, zorunlu göçe tabi tutulanların, gerekli tazminatlar ödenerek köye dönüşlerinin özendirilmesini savunur.

Yerel, küçük, özgür ekonomiler ağı

Yeşiller, güç ve eşitsizlik üreten büyük ekonomik yapılar yerine, yerel düzeyde kalan, doğrudan demokratik ortaklık temelinde üretim ve tüketim ağları oluşturan küçük ekonomik yapıları destekler. İhracata dayalı üretimin ve ithalata dayalı tüketimin teşvikini değil, sınırlandırılmasını savunur.

Yeşiller, tüketim kapasitesi temelindeki zenginlik anlayışını reddeder. Doğal, kültürel ve toplumsal değerler temelindeki zenginliği esas alır. Bireyin ve toplumun, gereksinimlerine, olanaklarına ve yeteneklerine göre katıldıkları özgürlükçü bir üretim ve tüketim anlayışının benimsenmesine çalışır.

Doğaya uyum ve yıkımların maliyetleri

Yeşiller, insanın halihazırda yok olmuş, doğaya uyum kapasitesinin yeniden oluşması ve doğadan öğrenmeyi savunur ve bunu hala yaşayan yerli halkların, köylülerin yaşam alanlarının daraltılmasına karşı çıkar.

Yeşiller, ürün fiyatlarının, ürünün üretim ve tüketim aşamalarında neden oldukları toplumsal ve çevresel maliyetleri içerecek şekilde yeniden belirlenmesini savunur. Bu amaçla bir vergi düzenlemesi yapılması için uğraş verir.

Milli gelirin adil bölüşüldüğü bir sistem

Yeşiller yaşamın her alanındaki eşitsizlikler ile mücadele eder, bu eşitsizliklerden en büyüğü olan gelir adaletsizliğine karşı yoksulların, zayıfların, dezavantajlı grupların güçlenmesini, toplumsal hayata tam ve eşit yurttaşlar olarak katılabilmesi için gelirin adil bölüşüldüğü bir ekonomik düzeni savunur, bunun için siyasal çaba gösterir.

Yeşiller vergi mükelleflerinin ödedikleri vergilerin eğitim, sosyal, ekolojik vb. gibi alanlardan hangisinde değerlendirildiğinin takipçisi olabilmeleri için tercihli vergi uygulamasını savunur.

ENERJİ

Daha az enerjiyle daha çok iş

Yeşiller, fosil yakıtların yarattığı yerel tehditleri ve sera gazları sonucu ortaya çıkan küresel ısınma gibi küresel bir tehdidi görmezden gelmez. Nükleer enerji de riskleri, maliyeti ve nükleer silahla ilişkisi nedeniyle kabul edilemez.Yeşillerin enerji politikasında öncelik yenilenebilir enerji kaynakları, enerji verimliliği ve enerji tasarrufuna verilir.

Endüstriyel anlamda üretilen enerji bugün insanların temel ihtiyaçlarına yanıt vermekten çok, tüketim toplumunun sonu gelmeyen, yaratılmış gereksinmelerine yanıt veren bir araç olarak kullanılmaktadır. Tüketim toplumunu desteklemek adına yıllardır empoze edilen, “gelişmiş ülkelerin çok enerji harcaması masalı” tam bir düzmecedir. Bugün esas olan daha az enerjiyle daha çok iş yapmayı bilmektir.

Sınırlı enerji kaynaklarının adaletsiz paylaşımı ve emperyalist ülkelerin daha çok enerji tüketme hırsları dünyada enerji savaşlarına neden olmakta ve bu nedenle binlerce insan hayatını kaybetmektedir. Yine sınırlı ve belli güç odaklarının kontrolünde olan bu enerji kaynakları ülkeler arası tehdit unsuru olarak da kullanılmaktadır. Yeşiller bu nedenle, sınırlı kaynaklardan sınırsız kaynaklara, tüketimden tasarrufa, tekellerin ürettiği ve kontrol ettiği enerji yerine bireyler ve kooperatiflerin kontrolünde olan enerji üretimine geçişi gerektiren bir enerji devrimini hayata geçirmeyi kendisine hedef belirler.

Talep Değil Arz Yönetimi

Enerjide talebi değil arzı yöneten politikalar devreye sokulacaktır. Aksi takdirde enerji krizi kaçınılmazdır.

Yeşiller, Türkiye için bir enerji stratejisi belirlemeyi ve yenilenebilir enerji kaynakları için hedefler koymayı savunur. Bu sayede lobilerin etkisiyle yapılan plansız enerji yatırımlarının önü kapanır, halkın parası çarçur edilmez.

Nükleer çözüm değil, sorundur

Yeşiller, öngörülemez maliyetleriyle ülkeleri ekonomik batağa sürükleyen, gerek binlerce yıl radyoaktif kalan atıkları gerek sık sık yaşanan kaza ve sızıntılarla tüm canlıların hayatını tehdit eden nükleer enerjiye karşıdır ve politikalarında yer vermez. Nükleer santraller ve nükleer silahlar arasındaki güçlü bağ, Yeşiller’in barışçıl profiliyle bağdaşmaz.

Yenilenebilir enerji

Yeşiller, nükleer santral gibi 200-300 kişinin iş bulduğu projeleri değil, teknolojisinin ve imalatının rahatlıkla Türkiye’de yerli kaynaklarla yapılabileceği rüzgar, güneş, jeotermal, biyokütle gibi yenilenebilir enerji kaynaklarını tercih eder. Yenilenebilir enerji fosil yakıt ve nükleer santrallere göre kat kat daha fazla istihdam yaratır. Her yıl milyarlarca dolarlık yatırımlara sahne olan enerji sektörünün istihdama katkısı mutlaka arttırılmalıdır.

Yeşiller, fosil yakıtlara ve nükleer enerji santrallerine dolaylı ya da direkt olarak teşvik verilmesine karşıdır. Petrol ve doğalgaz kartellerinin, ekolojik dengeyi hiçe sayarak tüketim alışkanlıklarından taviz vermeyen emperyalist ülkelere enerji sağlamak amacıyla Türkiye’yi bir geçiş yolu olarak kullanmasına göz yumulamaz. Türkiye, bu ekolojik riski almak zorunda değildir.

Yeşiller, doğal yaşam ve biyoçeşitliliğin ortadan kalkması, iklim değişikliği, ekolojik dengenin bozulması, tarihsel mirasın sulara gömülmesi gibi cidi sorunlar yaratan, insanları göçe zorlayan ve yerel kültürleri tahrip eden büyük baraj ve hidroelektrik santrallara karşıdır, yeni büyük barajların yapılmasına karşı mücadele eder.

Büyük ve yer tayininde ciddi zararları olduğu tartışılmaz barajlar kadar, planlandığı alanda havza planı ve ölçeklendirme sonucunda MW gücü ve sayısal sınırlandırma yapılmadan, alanın ekolojik, kültürel özellikleri gözetilmeden ve demokratik katılıma kapalı olarak yapılan, doğayı tahrip eden, vadileri kurutan, insan yerleşimleri ve canlı yaşamı üzerinde olumsuz etkileri olan küçük hidroelektrik santralleri de, yenilenebilir enerji kaynağı olarak kabul edilemez.

Tasarruf şart

Enerji yoğunluğunu düşürmek, iletim ve dağıtım kayıplarını en aza indirmek, Yeşiller’in enerji politikası içinde birincil hedeflerinden biridir. Son 10 yılda, hemen hemen her Avrupa ülkesinde enerji yoğunluğu yüzde 10 ila yüzde 30 arasında azalmıştır. Aynı süre içinde geçmiş hükümetlerin bu konuyu gündeme dahi almaması yüzünden Türkiye’de hiç bir ilerleme olmamıştır. Bugün Türkiye, aynı işi yapmak için Almanya’dan 3 kat daha fazla enerji harcamaktadır.

Enerjide doğalgazın payı, başta elektrik üretimi olmak üzere azaltılacaktır. Güneş ve jeotermal enerjiyle ısınma ihtiyacını karşılayabilecek illere doğalgaz götürülmesini öngören projeler bir an önce durdurulacaktır.

Önce verimlilik

Yapılarda enerji verimliliğini ön planda tutan standartlar derhal yürülüğe konulacak ve uygulamada bu standartlara uymayan projelere onay verilmemesi sağlanacaktır. Sadece izolasyon değil, yapıların güneş ışığından azami derecede yararlanmasını sağlayacak imar planlarına izin veren yasal düzenlemeler yapılacaktır.

Türkiye’de çift taraflı sayaç sistemine geçilerek, konutların kendi elektriği üretmesi teşvik edilecektir. Bu sayede iletim kayıpları düşürülecek, başta güneş enerjisi olmak üzere diğer yenilenebilir enerji teknolojilerinin kullanımı ve dolayısıyla yurt içinde üretimi arttırılacaktır.

Enerji yatırımlarının ekonomiyle olan bağını yıllardır görmezden gelen hükümetler yüzünden Türkiye’de büyük bir kaynak israfı yapılmıştır. Enerji stratejisi ve hedefleri olmayan hükümetler lobilerin bilerek ya da bilmeyerek etkisi altında kalmış ve geride onlarca yolsuzluk dosyası bırakılmıştır. Büyük santral ve büyük ihaleler büyük yolsuzlukları beraberinde getirmiştir. Yolsuzlukların önüne geçilmesinde halkın bizzat içinde yer aldığı kooperatiflerin enerji yatırımlarını ele alması önemli rol oynayacaktır.

Yeşiller, yerel ve küçük ekonomilerin desteklenmesinde, yerel ve küçük enerji kaynaklarının tercih edilmesinin öneminin farkındadır. Büyük enerji tekellerinin kırılmasında kendine yeterlilik anahtar kelime olacaktır. Büyük enerji yatırımları değil, küçük santraller ve küçük yatırımcı desteklenmelidir. Mikro-üretim santralleri gündeme getirilecektir.

Enerjide bağımsızlık için sadece yerli kaynakları kullanmanın yetmeyeceği ortadadır. Ülke içindeki kaynakların büyük firmalar, ortak hareket eden birlikler tarafından yönetilmesi halk için bir tehlikedir. Sadece kaynak çeşitliliği değil, üretici çeşitliliği ve kendi için üretim yapan bireyler enerji politikasının görünmez kahramanlarıdır.

Enerji yatırımlarında sosyal maliyetler mutlaka hesaplanacak ve yatırım kararı bu doğrultuda alınacaktır.

Enerji tasarrufuyla ilgili kampanyalar tüm okullarda uygulamalı olarak gerçekleştirilecek, kamu ve özel kuruluşlarda enerji kullanımı ölçümlenecek, tasarruf ve verimlilik yöntemlerinin uygulanması teşvik edilecektir.

SU, SU HAVZALARI VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK

Su sorunu birbirinden yalıtılmış ayrı ayrı parçalardan oluşan bir sorun değildir. Tersine sorun iklim değişimi, besin üretimi, endüstrileşme, kentleşme, ekonomik büyüme ve sömürü, nüfus artışı, ormansızlaşma, enerji üretiminin ve büyük sulama projelerinin büyük barajlar eli ile yapılması, yoksulluk, cinsiyet eşitsizliği gibi birbirinden yalıtılamayacak, sürdürülemez ve doğa karşıtı boyutları olan bir sorundur.

Yeşiller, suyun ekonomik bir kaynak olarak kullanımı ve ticari bir metaya dönüşümü sonucu kıtlaştırılan bir doğal zenginlik olduğuna inanır. Son dönemlerde sıkça dile getirilen su kıtlığı, su krizi gibi kavramların da işaret ettiği kıtlığın suyun kendisinden değil, onu ekonomik bir kazanca dönüştüren şirket küreselleşmesinden, kapitalist ekonomiden, sürdürülemez endüstrileşmeden, ekonomik büyüme mantığı ve onun bir unsuru olan tüketim toplumundan, doğayı yadsıyan zihniyet yapısından, suyu bir egemenlik hakkı olarak gören ulus devlet politikalarından, giderek şişkin bir balona dönüşen büyük kentlerden, toprağı kullanan değil onu sömürgeleştiren endüstriyel tarımdan kaynaklandığını vurgular.

Yeşiller temiz suya erişimin bir insan hakkı olduğunu kabul eder ve su kaynaklarını sömürgeleştirme uğraşısı içindeki şirketler, ulus devletler, endüstriyel tarım yapanlara karşı sudaki canlıların ve suya erişim hakkı bulunduğu halde bundan yoksun bırakılanların lehine olacak bir su hukukunun oluşumu için çalışır.

Yeşiller doğada mülkiyetin olamayacağı yönündeki temel ilkesinden hareketle su üzerindeki her tür mülkiyeti reddeder ve doğanın verdiklerinin tüm canlılar ve insanların ortak kullanımında olduğunu belirtir. Gündelik hayatımızda kullanılan her şeyin üretimi esnasında suyun kullanıldığı gerçeği ile doğadaki her şeyi olduğu gibi, suyu da tüketen mevcut tüketim ekonomisine karşı çıkar.

Suyun özelleştirilerek suya erişim hakkının kısıtlanmasına karşı yoksullarla birlikte mücadele vermeye hazırdır. Yeşiller suyun özel mülkiyetini kabul etmemekle birlikte kentlerin su temini için belli bir yatırım yapıldığı gerçeğinden hareketle  herkesin erişim hakkını engellememek kaydıyla en düşük ölçüde bir ücretlendirmeyi kabul eder.

Suyu kullanırken doğal su döngüsüne uygun bir biçimde suya bağlı diğer hayat biçimlerinin de gereksindiği suyu akarsularda bırakacak bir su kullanım biçimi teşvik edilmelidir. Bu nedenle Yeşiller, yeryüzündeki suyun sadece biz insanlara ait olmadığını, bu suyu başka canlılar ile de paylaştığımız gerçeğinden hareketle, suyun akışını bozan, sudaki canlıların yaşam olanaklarını, üreme haklarını ellerinden alan barajlara karşı çıkar. Sudan enerjiyi suda yaşayan canlıların yaşam haklarını ihlal etmeyecek ve yerel enerji kullanımına daha elverişli küçük akarsu türbinleri ile elde etmeyi öncelikli sayar.

Yeşiller suda kirlenmeyi hiçbir biçimde kabul etmez ve su kaynaklarını kirleten şirketlere işletme faaliyetlerinin süresiz ortadan kaldırılması da dâhil olmak üzere en sert yaptırımların getirilmesi gerektiğini savunur.

Yeşiller, su yönetiminde havza bütünlüğü, topluluk hukuku, doğa ve insan arasındaki eşit haklar ve yükümlülükleri esas alan bir anlayışla doğrudan demokrasiye dayalı, ekolojik bir anlayışa sahip, topluluk yaşamını yeniden güçlendirecek bir politikayı esas kabul eder. Endüstrileşme, kentleşme ve kapitalizm tarafından yerinden edilen yerel yaşam biçimlerine suyun kullanımında öncelik verir. Somut politik ve yasal önlemler ile ekolojik bir yaşam biçimini bugünden başlayarak inşa etmek için yaşamları doğaya bağlı insanlar ile birlikte mücadele eder. Ve suyun yeniden yaşamımızda anlamsal olarak da saygı duyduğu, değer gördüğü bir kültürü de bugünden oluşturur.

Yeşiller kentlerde içme suyu olarak kabul edilen suyun klor vb maddelerin aşırı kullanımı  ile içilemez hale getirilmesini kabul etmez, içme suyunun her halükarda içilebilir olması kaydıyla şişe suyu kullanımının gereksiz olması için çaba gösterir. Bunun için de şehir merkezlerinde kamu kullanımına açık içilebilir tatlı ve lezzetli su çeşmelerinin olmasını bir gereklilik olarak görür.

Yeşiller sanayi kuruluşlarının üretimde yeraltı suyu kullanmasının önleneceği, kullandığı suyu şebekeden almak zorunda olacağı ve o suyu da yeniden yeniden kullanacağı bir geri dönüşüm ekonomisi kurmalarını zorunlu tutan bir hukuki düzenleme için çaba sarfeder ve su kullanımını minimize eden üretim yöntemlerini teşvik eder.

Çevresinde bulunan tüm su kaynaklarına el koyan ve ülkemizde de olumsuz bir örneğe dönüşen İstanbul, Ankara gibi büyük şehirlerin suyu sömürgeleştirmesine karşı çıkar. Yeni su kaynaklarına el koymak yerine suyu kirletmeyen, suyu yeniden kullanarak eldeki su kaynaklarını tasarruflu kullanan bir geri dönüşüm ekonomisini zorunlu görür.

Yeşiller ulus devletlerin suyu sömürgeleştirip güçlü olanın güçsüz olana kendi kuralını dayattığı savaşçı su hukuku yerine, suyun o havzadaki tüm ülkelerin eşit kullanımını zorunlu tutan bir su hukukundan yanadır ve bu yönde bir uluslar arası çalışma yapılması için dünya yeşilleri ile birlikte çalışmalar yapar.

TEKNOLOJİ VE TASARIM

İnsan Ölçekli Teknoloji


Yeşiller teknolojinin masum ya da tarafsız olmadığını kabul eder. İçinde yaşadığımız sosyo-ekonomik 'sistem'in pek çok kuralının insanların değil teknolojinin ihtiyaçlarına göre oluştuğuna ve kullandığımız teknolojileri ve teknolojileri kullanma şekillerimizi değiştirmeden 'sistem'i de değiştirmenin mümkün olmadığına inanırlar.

Teknolojiye erişimin temel bir hak olduğunu ve teknolojinin özgürleştirici olması gerektiğini savunan Yeşiller; ayrıcalıklı kesimler yerine halkın kullanımına yönelik, faydalılığını kanıtlamış, bireyin girişimini ve üretkenliğini destekleyen ve kendine yeterliliği mümkün kılan teknolojilerin yaygınlaşmasını savunur.

Yeşiller endüstriyalizmin dayattığı ileri teknoloji ve büyük ölçek fetişizmine ve yaşamın aşırı hızlanmasına karşıdır. Büyük ölçekli ve ileri teknolojilerin dayattığı büyük altyapıların, büyük sanayilerin, bürokratikleşmenin, aşırı hızlı yaşamın ve kültürel tektipleşmenin yerine; yerel değerleri koruyup, yerelin olanaklarıyla varolabilen, yatay sosyalleşmeye uygun, yavaş ve insani bir yaşam biçimini mümkün kılan 'küçük teknolojileri' desteklerler.

Yeşiller ürün ve hizmetlerin üretim ve dağıtımı için 'uygun teknolojiler'in kullanımını destekler. 'Uygun teknolojiler' yerelin mevcut olanaklarını en iyi kullanabilecek olan, aşırı emek yoğunluğuna dayanmayan, yüksek teknoloji ya da enerji yoğunluğu da gerektirmeyen 'orta ölçekli' teknolojilerdir.

Yeşiller teknik bilgiye erişimin temel bir hak olduğunu savunur ve bu nedenle açık kaynaklı teknolojik girişimleri takip eder ve destekler. Ayrıca Yeşiller doğal ve kamusal bilginin (geleneksel üretim biçimleri, doğada bulunan genetik materyal vb.) sahiplenilmesini reddeder. Bu nedenle kamuya ve doğaya dair her türlü araştırma ve geliştirmenin "Genel Kamu Lisansları"yla korunmasını savunur.

Yeşiller teknolojinin savaş sanayine ve bireysel silahlanmaya hizmet etmesini reddeder.

Yeşiller ekolojik etkileri hesaplanamayan veya öngörülemeyen (genetik modifikasyon, nükleer enerji vb.) teknolojilerin kullanımına karşıdır.

Diğer %90 için Tasarım

Planlama ölçeği itibariyle politikanın daimi konularından biriyken, insanların yaşamlarını birinci elden etkileyen ürünlerin ve hizmetlerin özellikleri ve bu özelliklere karar verilen süreçler, yani genel anlamıyla 'tasarım', geleneksel politik alanda yer bulamamaktadır. Merkezi yönetimle benzeşen, demokrasi, katılımcılık ve yerellikten uzak olan endüstriyel üretim anlayışıyla mücadelede Yeşiller, yaşamın her alanına etki eden 'tasarım'ı politik bir konu olarak ele alır.

Yeşiller tasarım ve üretimin, dünyanın en zengin %10'luk kesimi yerine az gelişmiş ülkelerin vatandaşları başta olmak üzere, dünya nüfusunun diğer %90'ını oluşturan çoğunluğun ihtiyaçlarına göre yeniden şekillenmesi için çalışır.

Yeşiller yerel sorunlara, yerelin imkanlarıyla çözüm üretilmesini savunur. Bu nedenle yerelden öğrenen, katılımcı, ekolojik, demokratik ve paylaşımcı tasarım pratikleri güden ve yerelin sorunlarıyla ilgilenen tasarımcıları ve tasarım gruplarını takip eder ve destekler. Ayrıca bireyin üretirken kendini ifade etmesine olanak sağlayan, geleneğin kanıtladığı pratiklerden oluşan zanaatin korunmasını ve desteklenmesini savunur.
 
Yeşiller 'sürdürülebilirlik için tasarım'ı destekler. Sürdürülebilirlik ilkerlerini gözeten ürünlerin ve 'ürün-hizmet sistemleri'nin tasarımınının kamu fonlarıyla teşvik edilmesini savunur.

TARIM

Tarımsal üretimin korunması ve geliştirilmesi

Tarımsal üretim yaşamın birebir bağlı olduğu en önemli ekonomik etkinliktir. Bu nedenle Yeşiller, Türkiye’nin temel ekonomik etkinliği ve yerel ekonomilerin en önemli bileşeni olan tarımsal üretimin korunmasını ve geliştirilmesini savunur. Kırsal alanda istihdamın korunabilmesi için çaba gösterir. Yeşiller, tarımsal teşvik ve desteklerin, büyük toprak sahipleri ve sermayedarlara değil, ortaklık yapısındaki çiftçi örgütlenmelerinin üretimlerine yapılmasını savunur.

Yeşiller, tarımsal üretimin öncelikle yurt içi tüketime yönelik olarak yeniden yapılandırılmasını savunur. Bu amaçla ürünlerin ilk işleme tesislerinin üretim alanlarında kurulmasını teşvik eder.

Yeşiller tarım arazilerinin korunmasını, adaletli bir tarım reformu yapılmasını ve erozyonun önlenmesi için gereken önlemlerin alınmasını savunur.

Yeşiller, genetik bitki ve hayvan çeşitliliğinin korunmasına çalışır. Bu amaçla ithal tohum ve damızlık alımlarının sınırlandırılmasını, yerli tohum ve damızlıkların geliştirilmesini savunur.

Endüstriyel değil ekolojik tarım

Yeşiller, tarım, doğa ve kültürü bir arada düşünür, tarımı sadece ekonomik bir etkinlik olarak ele almaz. Yeşiller, endüstriyel tarım yerine ekolojik tarım ve hayvancılık, tohumculuk ve ormancılık alanlarında, havza bazında geniş toprak parçalarında, küçük ölçekli arazileri birleştiren kooperatif tipi ortaklık yapıları ve üretici sendikalarıyla, üniversiteler, meslek kuruluşları ve kamu kuruluşları arasında eğitim ve uygulama projelerinin geliştirilmesini destekler. Bu amaçla bölgesel düzeyde kurumsal yapıların oluşturulması için çaba gösterir.

Yeşiller, ekolojik ürünlerin yurt içinde tüketiminin artırılmasına yönelik tanıtım ve bilgilendirme çalışmalarını destekler, tüketici ile üreticilerin doğrudan ilişki kurmasını sağlayacak yapıların geliştirilmesine çalışır. Ürünlere çevresel maliyetlerin yansıtılmasını ve endüstriyel tarım ürünleri ile ekolojik ürünler arasındaki fiyat uçurumun kapatılmasını savunur.

Yeşiller endüstriyel tarımın işçiye dönüştürdüğü tarımsal köylünün sendikalaşmasını destekler.

Yeşiller toprağın korunması ve doğal dengelerin bozulmasını engellemek için kimyasal gübre ve tarımsal ilaçların kullanımın kontrol altına alınmasını, zamanla tamamen ortadan kaldırılmasını, sulamanın çoraklaşmaya yol açmamak üzere yerel koşullara uygun, kontrollü, sınırlı ve uygun tekniklerle yapılmasını ve tarımsal alanlar ile doğal bir bütünlüğü olan sayısız canlıya ev sahipliği yapan sulak alanların korumasını sağlayan politikaları savunur.

Yeşiller toprak ile bağını koparmış kent insanlarının doğa ile bağlarını yeniden kurmak için kent içinde ve çevresinde her insanın çok küçük ölçekte tarımsal üretim yapabileceği kent bahçeleri oluşturmayı hedefler.

Ormanların korunması

Yeşiller, kendi ülke ormanlarını korumak için, küresel ölçekte yapılan orman ürünleri ve kereste ticaretine karşı olan politikaları savunur.

Yeşiller, orman varlığının korunmasına özen gösterir, ormancılığın geliştirilmesini teşvik eder. Bu amaçla orman sınırlarının daraltılmasına ve orman arazilerine verilen endüstriyel yatırımlara ilişkin tahsislere karşı çıkar, orman köylülerinin durumlarının iyileştirmesi için çaba gösterir. Monokültür ağaçlandırma çalışmalarına karşı çıkar, kent ormancılığının ve orman fidanlıklarının geliştirilmesini destekler.

Orman olan araziler orman vasıflarını kaybetmiş olsalar bile her koşulda orman olarak korunmalı ve yeniden canlandırılmalıdır.

GIDA GÜVENLİĞİ

Gıda sağlığı ve güvenliği


Sanayileşmenin, yerel ve bölgesel savaşların, emperyalist saldırganlığın, ekonomik yağmacılığın, afetlerin, asit yağmurlarının ve nükleer kazaların sonucu olarak ve ekolojik dengenin bozulmasının etkisiyle gıda güvenliği önemli bir sorun haline gelmiştir.

Türkiye’de gıda sağlığı ve güvenliği düzenlemelerinin ihmal edilmesi, kontrol mekanizmalarının geliştirilmemesi ve tüketici örgütlenmesinin gelişmemesi, ürün niteliğinin ve fiyatının sorgulanmadığı bir tüketim kalıbının yerleşik hale gelmesine neden olmuştur.

Yeşiller, uluslararası gıda güvenliği standartlarına uygun düzenleme ve denetimlerin oluşturulması için gerekli alt yapının geliştirilmesi için çalışır. Özellikle, inorganik gübre artıkları, ilaç ve hormon kalıntıları, kalıcı organik kirleticilerin tüm işlenmiş ürünlerde standart arama içerisinde yer almasını savunur.

Genetiği değiştirilmiş organizmalara hayır

Yeşiller, genetiği değiştirilmiş organizmaların gıda üretiminde kullanılmasına karşı çıkar. Tüm gıda ürünlerinin bunlardan arındırılmasının güvence altına alınması için çaba gösterir.

Yeşiller, gıda ürünlerinin üreticiden tüketiciye doğrudan erişimini sağlayacak, kırsal ve kentsel alan arasında ortaklık temelinde ağ yapılarının kurulmasını teşvik eder. Kentlerde yaşayanların, kırsal alandaki yaşamı tanımaları ve hasada katılarak kendi uzun süreli gıda ürünlerini kendilerinin hazırlamalarını içeren uygulamaları teşvik eder. Semt pazarlarının halk sağlığı tedbirlerini içerecek şekilde doğrudan erişimi sağlamak için yeniden yapılandırılmasını savunur. Yoksulların gıda ya erişimi için 'kent tarımı' gibi  kentlerde atıl kalan boş alanların ve evlerin çatıları, demiryolu kenarları gibi bir çok kamusal mekanda kullanılmayan alanların yoksul insanlara ücretsiz tahsisi yolu ile asgari düzeyde temel besinleri üretmelerine olanak sağlayacak düzenlemeleri destekler.

Yeşiller, gıda ürünlerinin ekolojik etiketlenmesinde toplum katılımını sağlayacak düzenlemeleri ve ticari amaçlara hizmet etmedikleri sürece, tüketici örgütlenmelerini destekler.

Yeşiller türe özdeş beslenmeyi savunur.

TURİZM

Gezmek, görmek, yaşamak kültürü sosyal bir olgudur. Yeşiller bu anlayışa dayanan bir gezginliğin ve farklı kültürler ve doğal çevreleri tanıma çabalarının, halkların kardeşliğinin ve özde sınırların olmadığı bir dünyanın ilk adımları olduğunu kabul eder.

Yeşiller, doğayı ve yerel halkları deneyim ekonomisinin ve manzaranın, dolayısıyla tüketimin parçası olmak dışında görmezden gelen ve sömüren kitle turizm anlayışının ve kitle turizmine dayalı gelişme tarzının karşısındadır. Kitle turizmine dayanmayan doğa ve kültür turizmini esas alır ve destekler. Her insanın gezme, görme, farklı kültürleri tanıma hakları ancak ve ancak başkalarının ve doğa ve yaşamın varlığını sürdürdüğü tüm canlıların hakları ihlal edilmedikçe kullanılabilir. Bu nedenle turizm amaçlı uzun mesafe uçak yolculuklarının çevresel maliyetleri de göz önüne alınmalıdır.

Yeşiller, her bölge ve yörenin yerel yönetiminin ekosistemi koruma amacı ile konaklama ve diğer hizmetleri belli bir plan dahilinde tutarak sınırlandırma getirme hakkını tanır. Dağ ve kıyılar gibi hassas ekosistemlerde turizm amaçlı yapılaşmalara izin verilmemesini savunur. Benzeri ekosistemlerde günübirlik olarak halkın yararlanmasına yönelik zorunlu hizmetler dışında tüm gerekli yapılanma yerleşim birimlerinde sağlanmalıdır. Ekosistemi koruma amaçlı alanlarda bisiklet ve fayton gibi kirlilik ve gürültü yaratmayan araçlar kullanılmalı ve araç girişleri ancak altyapıya yönelik özel amaçlarla sınırlı tutulmalıdır. Turistik aktiviteler ve yatırımlar yörenin iklim özellikleriyle uyum içinde olmalı ve golf turizmi gibi ormanları yok eden ve doğayı ve su kaynaklarını kirleten ve tüketen aktiviteler ancak bu sonuçlara yol açmayacakları iklim ve bitki örtüsü açısından uygun bölgelerde yapılmalıdır. Yeşiller av turizmine bütünüyle karşıdır.

Yeşiller dönemlik ve geçici işlerin yaygın olduğu turizm sektöründe çalışanların da diğer çalışanlarla aynı şekilde sosyal güvence ve haklar, sendikal örgütlenme, makul çalışma süreleri ve uygun bir ücretten yararlanmalarını gözetir.

HAYVAN HAKLARI

Tüm haklar hayvanlara da tanınmalıdır


Yeşiller insan türünün gezegeni başka canlılar ile paylaştığından hareketle insanın bu dünyanın efendisi değil diğerleri arasında bir tür olduğunu kabul eder. İnsanlara tanınan tüm haklardan (ahlaki ve hukuki olarak) hayvanların da yararlanmasını olağan görür ve bunun bir hak olmaktan öte bir gereklilik olduğunu düşünür.

Yeşiller, insanların kendi yaşam alanlarını gezegeni paylaştığı komşuları aleyhine genişletmesini, onların hayat alanlarını işgal etmesini ve kentleri birlikte paylaştığı ortaklarına karşı zulmetmesine kati bir biçimde karşı çıkar. Yeşiller, kentlerde hayatı paylaştığımız hayvanların da gerekirse aşılanarak insanlarla birlikte yaşamalarına, sokaklarda özgürce dolaşmalarına destek olur.

Kıyıma ve esarete son

Yeşiller hayvanların deney konusu olamayacağını savunur, hayvanların kürkleri için yetiştirilmelerine ve avlanmalarına, ticaret konusu olmalarına, sportif avcılığa ve türlerinin sona ermesine yol açacak bir kıyıma tabi tutulmalarına, esir alınmalarına ve esaret altında yaşatılmalarına, kendi rızaları hilafına gösteri konusu olmalarına ve hangi nedenle olursa olsun kötü muamaleye uğramalarına karşı çıkar.

Yeşiller, mevcut yasadışı hayvan ticaretini önlemeyi ve türlerin korunmasını içeren uluslararası anlaşmalara uyulmasını ve mevcut evcil hayvan satış yerlerinin kaldırılmasını savunur.

Yeşiller hayvanların da insanlar gibi etik ve hukuki özne olmalarını savunur, kendileri adına dava açılabilmesini ve hukuki yargılamaya müdahil olabilmelerini uzun vadeli bir hedef olarak görerek bunun için toplumu hazırlamayı hedefler.

Yeşiller insan ile hayvan arasındaki eşitsiz ilişkinin evcilleştirme ile başladığını düşünür ve ekolojik bir toplumun kurulmasını hedeflediği gelecekte hayvanların insanlara bağımlı bir biçimde yaşamalarına son verecek bir ahlak anlayışını oluşup gelişmesi için çaba gösterir.

 

3. BÖLÜM –

SOSYAL POLİTİKALAR

EĞİTİM VE ÖĞRENME

Herkese eğitim hakkı


Yeşiller eğitim ve öğrenmeyi, her düzeyde ve somut yaşamda, tüm toplumun yararına bir faaliyet olarak tanımlar, bireyin kendini geliştirebilme hakkının bir gereği olarak kamusal biçimde, herkese eşit ve ücretsiz bir şekilde sunmayı öngörür.

Eğitim insan bireyinin ahlaki, zihinsel ve psikolojik olarak olgunlaşmasını ve kendini gerçekleştirebilmesini amaçlar. Okul öncesi ve okul başlangıcında yapabilme becerisinin gelişimini sağlayacak bir biçimde, oyun eksenli olan, yaratıcı, öğretici bir yöntem benimsenmelidir.

Eğitim ve öğrenim hiç kimse için, hiçbir şekilde "zorunlu", ve "tek tip" bir dayatma olamaz. Tersine hiç kimse isteği ve kendi öz yararı hilafına, herhangi bir gerekçeyle eğitim ve öğrenim hakkından mahrum edilemez.

Yaşam boyu öğrenme


Yeşiller eğitim ve öğrenmenin "sistemi üreten ve muhafaza eden" bir içerik ve biçimde gerçekleşmesini değil, bireyi yaşadığı toplumla birlikte, doğayla uyum içinde ve onunla birlikte "kendisini yeniden üreten ve geliştiren" bir nitelikte olmasını öngörür. Bu anlamda Yeşiller için eğitim ve öğrenmenin amacı otoriteye ve sisteme uyum değil, kişinin kendisini sosyal bir varlık olarak gerçekleştirebileceği ortamı oluşturmak üzere güçlendirilmesidir.

Eğitim ve öğrenme süreci, "yeşil ilkeleri" temel alacak şekilde; bu ilkelere uygun bir toplumsal yaşamı içinde barındıracak uygulamalarla, demokratik ve özgür bir şekilde, eğitim ve öğrenim hakkından yararlananın, tüm karar süreçlerinde aktif katılımı ve belirleyiciliği ile, yaşamın her anında ve yaşamın içinde gerçekleştirilmelidir.

Yeşiller, bu ilkeler doğrultusunda şekillenen "temel eğitim"in, insanlığın evrensel değerlerine saygıyı ve demokratik düzeneklere katılımı sağlamayı esas alacak şekilde olmasını hedefler. Bu amaçla yaşam boyu öğrenme çerçevesinde formel olmayan yöntemleri ve okuldışı faaliyetler ve örgütlenmelere katılım yoluyla öğrenmeyi ve eleştirel düşünmeyi okul ve üniversite öğreniminin ayrılmaz tamamlayıcısı olarak görür.

Bu yöntemler ve demokratik, özgür, öğrencilerin kendi aralarında ve çevreleriyle etkileşimini ön plana çıkaran güvenli bir eğitim ve öğrenme ortamıyla birlikte öğrenmeyi teşvik etmek ve eğitim olanaklarından dışlanmayı önlemek için gerekli programların hayata geçirilmesini, bu amaçla gerekli maddi kaynakların ayrılmasını destekler. Mahalle düzeyinde açılacak, gençlerin kendileri tarafından yönetilecek ve sosyal dışlanmaya karşı etkileşim ve örgütlenme ortamları olarak çalışacak Gençlik Merkezleri de bunun okul dışındaki önemli bir parçası olacaktır.

Yeşiller eğitim ve öğrenmeye katılımda cinsiyet eşitliğini ve eğitim içeriğindeki cinsiyetçiliğin giderilmesini öngörür.

Uygulamada gereken temel anlayış değişikliği eğitimcilerin kendi içinde de bir dönüşümü gerektirdiği için eğitimcilerin buna yönelik olarak kendilerini geliştirmelerini teşvik ve gerekli olanakların sağlanması da eğitim ve öğrenme politikasının temel unsurlarındandır.

Yeşiller, dünyadaki benzer örneklerin ve ana akım eğitime alternatif eğitim yöntem ve çerçevelerinin araştırılmasını ve uyarlanmasını destekler.

Yeşiller yurttaşların, kendi çocuklarının kendi kültürel değerlerine uygun şekilde eğitim alması talebine ve çocuğun doğal gelişiminin gerektirdiği biçimde, "ana dilinde sağlanması" hakkına saygı gösterecektir. Bu hak, insanlığın kültürel mirasının gelecek kuşaklara aktarılabilmesi için, dinsel, dilsel, düşünsel farklılıkları korumayı esas alacak ve herhangi bir kesimin diğer kesimler ve bireylerin üzerinde, her hangi bir amaçla "erk" oluşturmasını ve "dayatmada bulunmasını engelleyecek" şekilde gerçekleşecektir.

Eğitimde dışlanmaya, seçkinciliğe, eşitsizliğe son


Sürekli gelişime dayalı yaratıcı bir mesleki eğitim programı bireylerin istihdam alanından dışlanmasına karşı olduğu kadar formel olmayan içerik ve yöntemleri de içerir. Yeşiller, yaygın bir dışlanmaya, seçkinciliğe ve eşitsizliğe yol açan yalnızca üniversiteye dayalı yükseköğrenim sistemi yerine üniversite dışı yükseköğrenim ve sürekli öğrenim kurum ve olanaklarının artırıldığı sınavsız bir sistemin yerleştirilmesini önerir.

Bu şekilde baskı altından çıkarılacak üniversitenin kendi kendini yönettiği ve kendisini geliştirmek için gerekli olanakların kamusal kaynakların tahsisi garanti edilerek karşılandığı, özgür bir ortamın gerekli olduğunu düşünür. Bunun ilk adımı olarak üniversitelerin bağımsızlığını engelleyen YÖK tamamen kaldırılmalıdır.

Öğrenimin her düzeyinde disiplin kurul ve yönetmeliklerinin tehdidi altında olmadan öğrencilerin özgür örgütlenmeleri ve yönetime katılımı olmazsa olmaz bir gerekliliktir.

Yeşiller, eğitim çalışanları ve öğrencilerin mesleki ve özlük haklarını korumak, kazanmak ve geliştirmeleri için, grevli-toplu sözleşmeli sendikal örgütlenmesinin sağlanması ve bu haklarını kullanabilmeleri için gerekli yasal düzenlemelerin yapılmasına çalışır.

Sürdürülebilirlik için eğitim

“Sürdürülebilirlik” konusu, disiplinlerarası ve bütüncül bir şekilde, temel alınan değer ve ilkeleri dahil ederek, formel ve formel olmayan yöntemlerle örgün ve yaygın “eğitim süreçlerine” “doğaya uyum için” dahil edilmelidir. “Ekolojik bilgelik” eğitim süreçlerinin temel taşlarından biri olmalıdır.

SAĞLIK

Yerel düzeyde örgütlenen kamu hizmeti


Sağlık sadece hastalığın yokluğu değil, aynı zamanda bedensel, ruhsal ve sosyal tam bir iyilik halidir. Yeşiller, sağlık ve sosyal güvenlik hizmetini temelde bir kamu hizmeti olarak görür, eşit, nitelikli ve ücretsiz sağlık hizmetini savunur. Bu nedenle tüm kamu hizmetleri gibi sağlık hizmetleri de, sermaye birikimine dayalı kurumlarda rekabet ve bireysellik ilkelerine göre değil, kamu ortaklığına dayalı kurumlarda işbirliği ve dayanışma ilkeleri çerçevesinde sunulmalıdır.

Sağlık hizmetleri, kamu eliyle oluşturulacak kaynakların, coğrafi alan ve nüfus yapısı gözetilerek dağıtılmasıyla, yerel düzeyde verilecek kararlar ile harcanarak yürütülmelidir.

Koruyucu, geliştirici, iyileştirici ve esenlendirici sağlık hizmetleri ortak bir yapı içerisinde birleşik olarak yerel düzeyde örgütlenerek sunulmalıdır. Koruyucu sağlık hizmetleri, sağlık sisteminin temelini teşkil etmeli, herkesin sağlık hizmetlerine erişebilmesi güvence altına alınmalıdır.

Yeşiller, sağlık reformu adı altında sağlık sisteminin kamusal niteliğinin ortadan kaldırılmasını ve özelleştirilmesini reddeder.

Tüm aşamalarda toplum katılımı

Planlama, uygulama ve denetleme gibi sağlık hizmetinin tüm aşamalarında toplum katılımı esas alınmalıdır. Kararlar sağlık çalışanlarının, yerel idarenin ve toplum temsilcilerinin eşit oranda yansıtıldığı kurullarda alınmalı, uygulamada gönüllü katılımı özendirilmeli, sağlık eğitimi ve okul sağlığı hizmetleri tüm toplumu kapsayacak şekilde geliştirilmelidir.

Sağlık hizmetlerini teknoloji ve ilaç çöplüğüne döndürecek ve insanı yaşadığı toplum ve doğadan koparacak uygulamalar terk edilmeli, doğal yöntemleri de içerecek insancıl düzenlemelerle, toplumun içinde ve yaşam ortamlarında yürütülecek uygulamalar teşvik edilmelidir.

Yeşiller sağlığın öncelikle kişinin kendisinin ve yakınlarının sorumluluğu altında olduğuna inanır. Kişiler hastalıklarının tedavisi için doğru bilgilendirilmek kaydıyla istedikleri sağaltım yöntemini seçmekte özgür olmalı, sağlık hizmetleri hastanelerin tekelinden çıkarılmalıdır.

Günümüzün bedene odaklı, hastalık merkezli tip mantığının yerine sağlığın bireyin çevresel ve toplumsal koşullarını da içeren kişinin kendi bedensel zihinsel sağlığını korumayı önleyen bir anlayışı öne çıkarmalıdır.

Sağlığı korumak için sağlıksız endüstriyalist toplum biçimi yerine doğal yaşamı öne çıkaran bir toplum yaşamı savunulur.Yeni hastalıklar icat eden ve sağlığı sadece uzmanlara bırakan mevcut endüstriyel tıp yerine şifayı ve önleyiciliği eksene alan bir tıp anlayışı hedeflenir.

ÇALIŞMA YAŞAMI ve SOSYAL GÜVENLİK

İşsizliğin ve yoksulluğun olmadığı bir toplum


Yeşiller, çalışanları tehdit etme ve işletme sahiplerince çalışanların önüne sürülen koşulları kabul ettirmeye dönük işsizlik düzenine karşıdır. Bu nedenle Yeşiller sermaye ve teknoloji yoğun yatırımların değil, emek yoğun yatırımların yapılmasından yanadır.

Yeşiller, herkesin ortak zenginlikten yararlanma hakkını önemsediği için, en başta çalışamayacak durumda olan sakatlar, yaşlılar ve çeşitli engelleri olanlar olmak üzere, herkese yaşam için gereken asgari ihtiyaçların karşılanabileceği düzeyde bir yurttaşlık ücretini (temel geliri) taahhüt eder.

Yeşiller güvenlik, adalet ve sağlık gibi temel hizmet alanları dahil tüm çalışanlarının ayrımsız bir şekilde grevli, toplusözleşmeli, sendikal örgütlenme hakkını savunur. Örgütlenmenin önündeki tüm engelleri ortadan kaldırmak için uğraşır.

Emeklilik, işsizlik gibi herhangi bir nedenle istihdam dışı kalanların da örgütlenmeleri dogrultusunda desteklenmelerini öngörür. Hiç kimsenin herhangi bir gerekçe ile sendikal örgütlenme özgürlüğünden mahrum edilemeyeceğini, örgütsel faaliyetlerinin kısıtlanamayacagını savunur. Grev vb. hak arama yöntemlerini idarece herhangi bir gerekçe ile engellenmesini veya ertelenmesini reddeder.

Yeşiller çocukların resmi, gayri resmi, aile istemiyle ve sokakta çalıştırılmasına karşıdır. Çocuk emeğinin her anlamda sömürülmesi ve istismarını reddeder.

Çocukların kendi isteğiyle meslek öğrenimi amacıyla gerçekleştirilen staj vb. pratik uygulamalara yönelik istihdam söz konusu olduğunda emeğin ücretlendirilmesi ve örgütlenmesine ilişkin kurallar özel düzenlemelerle gerçekleştirilir.

Türkiye’de çalışma saati düşürülmeli ve sınırlandırılmalıdır. Haftada 32 saat çalışma izni, işsizlik sorununun önünde anahtar rol oynayacağı gibi yıllardır ağır çalışma koşulları yüzünden sosyal hayattan koparılan işçi ve memurlara yeniden bu fırsatı verir, iş paylaşımının önünü açar.

Engelli ve yoksunların da erişebildiği hizmetler

Yeşiller, tüm kamu ve özel sektöre ait hizmetlerin sakat, engelli ve yoksunların da erişebileceği şekilde yeniden yapılandırılması için çalışır. Bu kişilerin üretim ve tüketim süreçlerinde yer alabilmesi için gerekli desteğin ve işverenlerin teşvikinin sağlanması için çaba gösterir.

Sözde değil, özde sosyal güvenlik

Yeşiller, sosyal güvenlik kavramını, prim ödemeleri ile oluşan sermaye birikimlerinin değerlendirilmesi olarak değil, herkesin bireysel gelişimine olanak verecek eşit fırsatları güvence altına almak için gelirin yeniden dağıtımı olarak görür.

Bu çerçevede devletin, çalışan ve işveren kesintileri büyüklüğünde katkısını içeren bir sosyal sigorta sistemini savunur. Bu katkının dayanacağı sosyal fonun, mevcut vergiler dışında mülkiyete dayalı bir vergilendirme sistemi ile oluşturulmasını destekler.

SANAT

Sanatın özgürleşmesi ve demokratikleşmesi


Yeşiller her türlü düşünsel yaratımın özgürce ifade edilebilmesini savunur. Düşünsel ifadenin önündeki en büyük engel olan sansüre karşıdır. Açıkça hakaret içermeyen her türlü fikri eserin serbestçe sergilenmesi, yayınlanması ve paylaşılmasının anayasayla güvence altına alınmasını savunur.

Yeşiller sanata erişimin temel bir hak olduğunu savunur. Bunun için, başta kırsal kesimin olmak üzere, toplumun tüm kesimlerinin her türlü sanata erişiminin devlet tarafından güvence altına alınmasına çalışır.

Yeşiller sanatçının özerkliğinin destekler. Tiyatrolar, opera ve bale kurumları ve orkestralar başta olmak üzere devlete bağlı sanat kurumlarının ve tüm sanatçıların iktidarın ve sermayenin etkisinden azade olmasını savunur. Bu nedenle bağımsız yerel kurumların oluşturacağı kurullar tarafından kamu kaynaklı fonlar dağıtılımasını destekler. Ayrıca Yeşiller, politik müdahaleye en çok maruz kalan kesim olan, muhalif sanatçıların ifade özgürlüğünü ve kamu desteklerinden eşit faydalanmalarını savunur.

Yeşiller sanatın yaratım ve takibinin demoktratikleşmesini savunur. Bu nedenle katılımcı sanat insiyatiflerini ve sanat takipçilerini de sanatsal üretim süreçlerine dahil eden projeleri takip eder ve destekler.

Yeşiller her türlü düşünsel yaratımın dolaşımının, düzenlenmesinin, değiştirilmesinin, kaynak olarak veya herhangi bir şekilde kullanımının yaratıcısının dilediği ölçüde serbest olmasını destekler. Bu nedenle fikri eser yaratıcılarının işlerini kamunun kullanımına açmasına yasal olanaklılık sağlayan "Genel Kamu Lisansları"nın kullanımını destekler.

Yaşayan Sanat


Yeşiller her türlü sanatsal aktivitenin desteklenmesi gerektiğini ve sanata desteğin hiçbir zaman gereğinden fazla olmadığını düşünür. Bu nedenle sinema, tiyatro, opera, bale, müzik, plastik sanatlar, edebiyat, çağdaş sanat, halk sanatları ve tüm diğer sanat dallarının eğitiminde ve üretiminde kalitenin artmasına; sanat eserlerinin daha ulaşılabilir olmasına önem verir. Aktif sunumu biten eserlerinse tüm toplumun erişebileceği şekilde arşivlenmesini ya da kayda alınmasını destekler. Dolayısıyla esirgeyici koleksiyonerciliğe karşıdır.

Yeşiller sanatın sergilenmek üzere üretilmiş marjinal yaratımlar olarak değil, gündelik yaşantının bir parçası olarak var olmasını amaçlar. Sanatçıyı ve eserleri metalaştıran ve piyasa ekonomisine mal eden profesyonelleşmiş, büyük ölçekli bir sanat endüstrisi yerine; yerelliğini ve doğayla bağını koruyabilen, amatör, girişimci ve küçük ölçekli sanatın yaygınlaşmasına çalışır.

Yeşiller sanatsal yaratımı politik mücadelenin vazgeçilmez bir parçası olarak görür ve politik süreçlerinde sanatsal yöntemlerden faydalanır. Bu nedenle Yeşiller ürettikleri fikri eserler ve dökümanlarda; düzenledikleri etkinlik, eylem ve kampanyalarda sanatçılarla işbirliği yapar.

KENT POLİTİKALARI

Mega kentler değil, yaşanılır kentler


Birleşmiş Milletler’e göre, insanlık tarihinde ilk kez kentlerde, kırsal alanlarda olduğundan daha fazla insan yaşamaya başlamıştır, en büyük artış da, şu anda sayıları 20’yi bulan 10 milyondan fazla nüfuslu mega kentlerde olmaktadır.

Mega kentlerin sayı ve nüfus olarak hızlı artışı devasa çevre ve ulaşım sorunlarıyla birlikte başta suç oranlarındaki artış olmak üzere bir çok sosyal sorunu da beraberinde getirmiştir. Kentler, dünya üzerindeki karaların yalnızca %2’sini kaplamakta, ancak, her yıl azalmakta olan kaynakların %75’ini tüketmekte, sera gazlarının, milyarlarca ton katı ve zehirli atığın büyük kısmını üretmektedir. Kentlerde yaşayanlar yiyecek için toprak ve su stoklarına, ahşap ve ağaç için de ormanlara yıkıcı etkilerde bulunurlar.

Yeşiller içinde yaşayan insanı, bitkiyi, yaşamı hiçe sayarak nesneleştiren, ne pahasına olursa olsun büyüme ve kâr temelindeki plansız mega kentlere karşıdır. Bunun yerine paylaşımcı, dayanışmacı çok renkli ve yaşanılır kentleşmeyi hedefler. Bu amaçla kentlerde genişleme ve yoğunlaşmayla oluşan rantlardan ve mülk sahibi değerine göre giderek artan oranlarda alınan vergilere dayalı bir “Sağlıklı kentleşme fonu” kampanyası amaçlar. Yine bu fonlardan sağlanacak kaynaklardan deprem dibi doğal afetlere karşı sağlıklı ve güvenli konut elde etmek amacıyla kamusal alanların arttırılmasını, denetim ve idaresinde ağırlıklı olarak mahalle düzeyindeki halka devredilmesini amaçlar.

Kentlerde doğrudan demokrasi

Yeşiller, kent yaşamında yaşayanların doğrudan söz sahibi olduğu araçların geliştirilmesini ve sokaklarına, ağaçlarına, yeşil alanlarına beton yığınları diken, otomobil ve petrol şirketlerine hizmet eden, yapıları itibari ile dayatmacı küçük devletler haline gelen belediye yönetimlerinin karşısında, kentlerde yaşayanların söz ve karar sahibi olmalarını savunur.

Yeşiller kent içi ulaşımda toplu taşımaya ağırlık vererek, kent içinde motorlu araçlardan arındırılmış alanların çoğaltılmasını, çevre kirliliğinin ve özel mülkiyetlerin azaltılmasını, yeşil alanların çoğaltılmasını amaçlar. Enerjiyi ekonomik kullanabilen, kimyasal atıkları enerjiye dönüştürerek geri kazandırabilen, güneş, rüzgar yönleri, ısı yalıtımı gibi mikroklimatik yöntemlerin kentsel tasarımlarda ve mimaride kullanılmasına olanak tanıyan, kendi enerjisini yenilenebilir kaynaklardan ve atıklardan üretebilen sürdürülebilir kentler planlamayı hedefler.

Kentsel düzenlemelerde ve ulaşım politikalarında engellilerin yok sayılmaması, yaşam alanlarının ve altyapının erişilebilir bir şekilde düzenlenmesi yoluyla sosyal kültürel ve ekonomik yaşama doğrudan katılımın önündeki engellerin kaldırılması, engellilerin heryere kolayca erişebilmelerinin yolunu açacaktır.

Yeşiller, kent yönetiminde temsili demokrasiden çok doğrudan demokrasi yöntemlerinin uygulamaya konmasını, kentlere yönelik her türlü projenin karar aşamasından önce eleştirilere ve görüşlere açık olarak sergilenmesini, yerel planlamalarda mahalle halkının sözünün öne çıkarılmasını ve sinik devlet memuru tarzında örgütlenen muhtarlığın gerçekten halka iadesini savunur.

Yeşiller, mega kentlerdeki büyümenin önlenmesine yönelik politikaların geliştirilmesi için uğraş verir. Kırsal alanda yerel ekonomilerin sürdürülebilirliğinin desteklenmesi yoluyla göç eğiliminin tersine dönmesi için çaba gösterir.

Yeşiller kentlerde var olan tarihsel yapıların korunması ve arkeolojik kalıntıların yok edilmemesi, yöresel doğaya uyumlu mimarinin geliştirilmesi, alt yapının iklim ve nüfus artışı göz önüne alınarak geliştirilmesini önemser.

TARİHİ, KÜLTÜREL VE ARKEOLOJİK VARLIKLARIN KORUNMASI

İnsanın gerçekleştirdiği her türlü somut, soyut üretimin sonucu olarak kültür ve kültür varlıkları, düşünsel verileri, toplumsal yönetim biçimlerini, gelenekleri, törenleri, dansları, beslenme kültürünü, dini, sanat ürünlerini, zanaatları, el sanatlarını, bilimi ve tekniği birlikte kapsar. Bu nedenle, ekolojik ortamları ile birlikte kültür varlıklarına ait arkeolojik, mimari, tarihi, etnografik, etno-botanik, jeolojik ve arkeo-jeolojik envanter alanları olabildiğince geniştir.

Türkiye'nin tarihsel olarak çok çeşitli kültür ve topluluklara kaynaklık etmiş olması, bu geçmişin en önemli tanıkları olan tarihi kültürel ve arkeolojik varlıkların tespit, tescil ve korunması görev ve sorumluluğunu tüm devlet ve sivil kuruluşlarla birlikte tüm yurttaşların birlikte üstlenmesini gerektirir. Türkiye'deki kültür varlıklarının saptanması ve bilinen varlıkların korunması açısından hükümetlerin kaynak ayırmaması ve varlıkların kazanç uğruna talan ve tahrip edilmesi, bunun için var olan yasaların bile zorlanıyor olması, bu alanlarda çözüm üretmenin önündeki en büyük engeldir.

Türkiye'deki kültür varlıklarının saptanması, neler olduklarının, niteliklerinin ve niceliklerinin bilinmesi ve mimari, sınai ya da turistik açıdan yapılmakta olan ve yapılacak her türlü projelerde kültür varlıklarının korunmasının öncelikli olması Yeşillerin temel politikasıdır.

Bu temel politikadan yola çıkarak Yeşiller, Kültür Bakanlığı'nın bütçedeki payının arttırılmasını ve öncelikle bu paydan finanse edilerek yukarıda sayılan alanlarda kapsamlı kültür varlıkları envanterlerinin çıkarılarak belgelenmesini ve koruma öncelikli projelendirmelerle kalıcılaştırılmasını savunur. Kültürel tarihi ve arkeolojik varlıkların geri döndürülemez tarzda tahribatına yol açabilecek proje ve uygulamaların ise acil olarak durdurulması ve revize edilmesi gerekmektedir.

Kültür varlıkları için Unesco ve Avrupa sözleşmelerinden doğan yükümlülüklerin öncelikli olarak yerine getirilmesinin sürekli denetlenmesini gözetir. Bu amaçla yetersiz kalan ve istismar edilen mevcut koruma kurulları yapısının yeniden düzenlenmesi, karma sit alanları düzenlemelerinin yeniden olanaklı hale getirilmesi ve koruma alanlarının niteliğine ve gereksinimine göre arkeologların, jeologların, doğa bilimcilerin ya da mimarların koruma kurullarına başkanlık etmesi için çalışır. Müzeler dışında da restoratör, arkeolog, antropolog, sosyolog vb.’lerden oluşan "arazi-saha ekipleri"nin oluşturulması ve orta ve büyük ölçekli tüm inşaat faaliyetlerinde arkeolog görevlendirme şartı getirilmesini savunur. Kültür varlıklarına ilişkin haber verme zorunluluğuna uymayanlara yaptırımların ağırlaştırılması gerekmektedir.

Yeşiller, uluslararası, ulusal ve yerel yönetimlerin bütçelerinden yerel koruma çalışmalarının öncelikle finanse edilmelerini sağlayıcı düzenlemeler yapılmasını, yurttaşlardan alınan vergilerden doğrudan ayrılan özel idarelerde biriken anıtsal mimari fonlarının faaliyete geçirilmesini, yurttaşların kullanım şartlarının ve hesaplarının şeffaflaştırılmasını savunur.

Tarihi Kültürel ve Arkeolojik Varlıkların Tespiti ve Korunmasına yönelik bireysel duyarlılığı artırmak üzere her düzeyde eğitim araç gereç ve derslerinin düzenlenmesini, Anadolu dillerinin yok olmasını engellemek için eğitim ve araştırma hizmeti sağlayacak enstitülerin kurulmasını, müzeciliğin çeşitlendirilmesini, mevcut müzelerin yeniden tasnifini, yerel müzelere yeni kaynak aktarımını ve araştırmacı sayısının mevcutun iki katına çıkartılmasını, müzelerde araştırmacı ve sergileme konularında uzmanlaşmaya yönelik ekiplerin ayrılmasını, yanı sıra müzelerde okullarla ortak faaliyetler yürüten birimler oluşturulmasını önerir.

ULAŞIM

Toplu taşımacılığa öncelik

Türkiye’de ulaşım, hemen tamamen motorlu taşıtlara ve karayolu taşımacılığına dayalı olarak yürütülmekte, bu da ekolojik yıkıma neden olmasının ve küresel iklim değişikliğini arttırmasının yanı sıra, hem yerel hem de ulusal düzeyde ekonomik etkinlikleri dışa bağımlı hale getirmektedir.

Yeşiller kentlerde raylı sistemlere, şehirler arası ulaşımda ise demiryolu taşımacılığına dayalı, çevreyi kirletmeyecek ve doğayı tahrip etmeyecek bir toplu taşımacılığı savunur. Kent içi ulaşımda, nüfusun yoğunlaştığı alanlarda kamu hizmeti hariç yalnız toplu taşımacılığın yapılmasını sağlamaya yönelik faaliyetleri denetler.

Yeşiller, şehirler arası ulaşımda da hem yük, hem de yolcu taşımacılığında toplu taşımacılığın özendirilmesini savunur.

Bisiklet ve yaya yolları

Yeşiller mevcut bağımlılık yaratıcı ve insanın kendi doğal kapasitesini kısıtlayan endüstriyel ulaşıma karşı çıkar, bunun yerine kent içinde iş ve ev arasındaki mesafeler düşürülerek ulaşım yükünün azaltılmasını savunur.

Toplu taşımacılık özendirilmekle birlikte deniz ya da akarsu ile bölünen kentlerde geliştirilmiş şenlikli alanlar olan su yolu ulaşımını özendirir. Bisiklet yolu vb şenlikli alanlar desteklenir.

Yeşiller, şehir ulaşımında bisiklet ve yaya yollarının yaygınlaştırılması için çaba gösterir. Bu amaçla cadde ve sokakların yeniden yapılandırılması için yerel düzeyde mücadele eden kişi ve kuruluşlarla dayanışma içerisinde olur.

Yeşiller, motorlu taşıtlara dayalı ulaşımı yaygınlaştıracak politikalara karşı mücadele verir. Kentsel alanda otoyol ve köprü yapımı ve kent içinde otopark yapılması özendirilmez.

 


Yeşil Gazete


       YEŞİLLER PARTİSİ
        KORSAN CEPHESİ

  


 

MENÜ

YEŞİLLERE BAĞIŞ YAP

Takvim

Haziran 2014 Temmuz 2014 Ağustos 2014
Pa Sa Ça Pe Cu Cu Pa
Hafta 27 1 2 3 4 5 6
Hafta 28 7 8 9 10 11 12 13
Hafta 29 14 15 16 17 18 19 20
Hafta 30 21 22 23 24 25 26 27
Hafta 31 28 29 30 31

VİDEO GALERİ